"-Beni aldatmak istiyorsun yahut kendin aldanıyorsun kardeşim... Dün akşam niçin ağlıyordun, bakayım? Babasına gittiği için değil mi? Bak, onun babasının evinden bile esirgiyorsun ki onun üzerinde hiç kimsenin, hatta babasının bile bir tasarruf hakkı olmasın, o sana ancak sana ait olsun. Sonra bu bencil aşkın tahammül edemeyeceği ufak bir şey gördüğün zaman ona düşmanlık etmeye başlıyorsun, düşman oluyorsun. Zaten aşka kin kadar yakın bir his yoktur..."
"Bu iki kelime Ahmet Cemil'e Lâmia'nın bütün duygularının açıklaması kadar ayrıntı ile zengin, aşk ezgileri söyler gibi geldi. O da kendisini seviyor... Bundan emindi; işte yalnız şu iki kelime Lâmia'nın ta çocukluktan beri damla damla birikerek , bastırmaya lüzum görülmeyecek bir aralık taşıveren sevdasının iki açık nişanesi değil miydi?"
"Şimdi büsbütün odada yalnız kalmıştı, bu akşam mutluluğuna Raci bir damla zehir akıtmıştı. Kendi kendisine: "Bu adam bana düşmanlık etmek için nasıl sebepler buluyor, acaba?.. Benim için kin taşımaya mutlaka ihtiyaç mı hissediyor?.. dedi."
"Şu halde artık tamamıyla mutlu idi, yalnız bir endişesi vardı: Eserini bitirmek. Onu bitirdikten sonra asıl hayatının mutlu bir devrenin ilk saati çalmış olacaktı."