"...Fakat heyhat! Musibet insanları en çok ümide sarıldıkları zamanlarda, zedelemekten haz alır. Ahmet Cemil o iki ayı Hüseyin Nazmi'nin her yaz ailesiyle gittikleri Erenköyü'ndeki köşkünde geçirmeye hazırlanırken kader kendisi için diğer bir şey hazırlamakla meşgul idi Babası bu sırada vefat etmişti."
"Cemil dedi ki:
_ Ah neler hissediyorum da tahlil edemiyorum. Bir şey yazmak, o duyguların içinden bir şey çıkarmak istiyorum ama bir kere ne yazmak istediğimi belirleyebilsem."
"Kitabı aldıktan sonra bir yere gitmek istediler, hava güzel fakat soğuktu. Hüseyin Nazmi dedi ki;
_ Ne zararı var? Bak güneşe! Bu güneşin altında, bunu denize karşı, Taksim Bahçesi'nde ta o tepede, Üsküdar'ın denize akan manzarası karşısında okuruz."
"Ahmet Cemil yavaş sesle okur, Hüseyin Nazmi dinler ve işitemediklerini; göz ucuyla süzerek tamamlardı. İki arkadaş fikirlerini, kalplerini bir kitabın bir sayfasında böylece birleştirirlerdi"
"Şiirin nasıl bir yol takip ettiğin anlamıyorsunuz. Fuzuli'nin saf ve samimi şiirine tercüman olan o temiz lisanın üzerine sanat gibi, süs gibi iki belâyı musallat etmişler; lisanda onlardan başka bir şey bırakmamışlar, öyle şeyler söylenmiş ki sahiplerine şair demekten ziyade kuyumcu denebilir."