Bayırın tepesinden bir kuş fırladı. Boynu karaydı, kanatları karaydı; boşlukta lastik gibi sündü, uzadı. Bayırın
dibindeki tavuklar karanlık deliklere sindiler. Kuş, az ilerdeki karanlığa karışıp karanlık oldu.
Bayırın tepesinden bir taş koptu. Gümbürtüsüz, toz duman çıkarmadan düştü, dipteki karanlığa karışıp karanlık
oldu.
Bayırın dibinde bir kadın namaz kılıyordu. Namazını
bitirmiş de dua ediyordu aslında. Aslında kadın mı, erkek
mi olduğu da belli değildi. Ama bu kadar uzun duayı kadınlar ederdi. Uzadıkça uzadı dua. Sonra kuşlar aldı çevresini.
Omuzlarına, kollarına kondular. Etrafında dönüp durdular.
Ardından bir şey ürküttü kuşları. Kuşlarla beraber kadın da
ürktü. Karanlığa karışıp karanlık oldular.
Biraz daha aydınlandı ortalık. Bayır, alçalıp bir öküz
gövdesi oldu. Sıçrayıp ayağa kalktı öküz. Silkindi, gerindi,
bünelek tutmuş gibi ileri atıldı. İlerdeki büyük karanlığa
karışıp karanlık oldu.
Ortada bayır da kalmadı, öküz de. Sadece, yerde diz
boyu karanlık kaldı.