Ömer Hayyam gelir belki, ey şarap, nereye gidiyorsun bu halinle yoksul, gavur , çirkin, orospu gibisin ; ne kiliseye yararsın ne havraya. Camiye gitsen halı çalar çıkarsın. İnsan kanı içme , meyhaneye gel, üzüm kanı sunuyor sanki. Kana kana içelim doyasıya meyi . Doldurtalım yine kadehlerimizi, içip içip sarhoş oluruz. Biraz ileride iki kişi var. Bak gördün mü onları. Bir nizam biri Hasan. Kıyasıya dövüşüyorlar yıllardır. İbni Tahir oyuncak oldu ellerinde. Ne sırça saraylar yıkıldı bu amansız kavgada...
Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün İnsanlığın timsaliydi..
Belki de kadınların bu konudaki suçu kibirdir. Biz kendimizi evrenin duygu falcıları zannediyoruz. Bizim dünyamızda hakimiyet duygulardadır. Biz�e duygu var. Biz duyguları anlıyoruz. Biz duyguları karşılıyoruz. Erkeklerinse bunu hiç yapmadıklarını düşünüyoruz. Ama bowling turnuvasındaki ve farklı yerlerdeki arkadaşlarım arasında öğrendiğim üzere bu asla doğru değil ve tamamen de saçmalık. Elbette erkeklerin de tıpkı kadınlar gibi pek çok duygusu var ama bu duyguların pek çoğu sıklıkla kadınların gözlerine ve kulaklarına ulaşamayacak kadar sessizce ifade ediliyor yahut halı altına süpürülüyor. Tannen işte bu konuda haklıydı. Kadınlar ve erkekler çoğu zaman tamamen zıt şekillerde ve farklı usullerle iletişim kuruyorlar. Ama erkekler bizi memnun edemediği gibi biz de onları memnun edemedik işte. Algılamadığımız hiçbir şeyin orada olmadığını yahut da sözlü olarak dile getirilmeyen hiçbir şeyin anlaşılır olmadığını sanmak biz kadınların en büyük kusurlarından biridir.