Ömer Hayyam gelir belki, ey şarap, nereye gidiyorsun bu halinle yoksul, gavur , çirkin, orospu gibisin ; ne kiliseye yararsın ne havraya. Camiye gitsen halı çalar çıkarsın. İnsan kanı içme , meyhaneye gel, üzüm kanı sunuyor sanki. Kana kana içelim doyasıya meyi . Doldurtalım yine kadehlerimizi, içip içip sarhoş oluruz. Biraz ileride iki kişi var. Bak gördün mü onları. Bir nizam biri Hasan. Kıyasıya dövüşüyorlar yıllardır. İbni Tahir oyuncak oldu ellerinde. Ne sırça saraylar yıkıldı bu amansız kavgada...
Belki de kadınların bu konudaki suçu kibirdir. Biz kendimizi evrenin duygu falcıları zannediyoruz. Bizim dünyamızda hakimiyet duygulardadır. Biz�e duygu var. Biz duyguları anlıyoruz. Biz duyguları karşılıyoruz. Erkeklerinse bunu hiç yapmadıklarını düşünüyoruz. Ama bowling turnuvasındaki ve farklı yerlerdeki arkadaşlarım arasında öğrendiğim üzere bu asla doğru değil ve tamamen de saçmalık. Elbette erkeklerin de tıpkı kadınlar gibi pek çok duygusu var ama bu duyguların pek çoğu sıklıkla kadınların gözlerine ve kulaklarına ulaşamayacak kadar sessizce ifade ediliyor yahut halı altına süpürülüyor. Tannen işte bu konuda haklıydı. Kadınlar ve erkekler çoğu zaman tamamen zıt şekillerde ve farklı usullerle iletişim kuruyorlar. Ama erkekler bizi memnun edemediği gibi biz de onları memnun edemedik işte. Algılamadığımız hiçbir şeyin orada olmadığını yahut da sözlü olarak dile getirilmeyen hiçbir şeyin anlaşılır olmadığını sanmak biz kadınların en büyük kusurlarından biridir.
DÖVÜŞ KULÜBÜ-CHUCK PALAHNIUK,224 sayfa
Yazarın Ninni,Gösteri Peygamberi,Ölüm Pornosu’ndan sonra okuduğum dördüncü kitabı,en çok okunan ve filmi de (Fight Club-filmi kitabından daha popüler) olan bu kitabı diğerleri kadar sevemedim.Bu kitap yeraltı edebiyatını tam olarak yansıtıyor.Bu türün bana göre olmadığına kesin karar verdim artık.
”Dövüş kulübünün ilk kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.”
İlk kez yayımlandığı 1996'dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan ve sinemaya da aktarılan Dövüş Kulübü’nde yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı haline getirmiş, insanlara yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç bir adamın öyküsü anlatılıyor.Aynı zamanda da toplumun tüketim çılgınlığı eleştirilmektedir.
Güçlü kadın ve erkeklerin oluşturduğu bir sınıf var ve bunlar hayatlarını bir şeye feda etmek istiyorlar.Reklamlar insanları gerek duymadıkları arabaların ve kıyafetlerin peşinden koşturuyor.Kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar;neden?Gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın alabilmek için.
Kitap karakterimiz uykusuzluk (insomnia)hastalığı çeken genç bir adamdır. İyi bir otomobil firmasında iyi bir işi, bir apartmanın on beşinci katında geniş bir dairesi ve pahalı mobilyaları olmasına rağmen mutsuzdur,artık hayatından sıkılmaya başlamıştır. Önce sorununa çeşitli hastalıklara sahip insanların oluşturduğu destek gruplarına katılarak çözüm aramaya çalışır. Hangi gruba katılmışsa o hastalığa sahipmiş gibi davranmaya,insanların sonsuz dertlerini dinlemek hoşuna gitmeye başlar.Bu gruplarda kendisi gibi birisi dikkatini çeker.Marla Singer…Ondan hoşlanmamıştır çünkü Marla onun hasta olmadığını anlamıştır.
Bu sırada Tyler Durden ve Dövüş Kulübü ile tanışır.Dövüşerek rahatlamaya,aldığı yaralarla haz duymaya başlar ve