Kitapta beni çok etkileyen yerlerden biri de bu mektuptu.
"Sevgili okuyan,
Hayatta bir şeyler yapmak için çok fırsatım oldu ama ben hepsini çarçur ettim. Kendi ihmalkarlığım ve talihsizliğim yüzünden, hayat benden kaçtı durdu ve artık mantığım benim de ondan kaçmam gerektiğini söylüyor.
Kalmanın mümkün olduğunu hissetsem, kalırdım. Ama hissetmiyorum. Bu yüzden kalamam. Başka hayatları da karartıyorum.
Verecek hiçbir şeyim yok. Özür dilerim.
Birbirinize iyi davranın
Hoşça kalın,
Nora."
1 aydır bakıp besledigim kedimi aldılar bugün :)
Yani ben vermek zorundaydım.
Ev kedisi sokağa atmışlar ben sadece bakmak ve dışardaki tehlikelere karşı korumak için geçici bir süreligine eve almıştım tabi bu kadar bağlanacagımı düşünmemiştim.
Son kez gözlerine bakamadım hatırlar da özlerim diye ama her eve geldiğimde yanıma koşmasını ve miyavlamasını aklımdan sökemeyeceğim kesin.
Eskiden banada garip gelirdi bir hayvana bağlanmak onun için endişelenmek üzülmek onu merak etmek
Ama ben ona baktığımda sıradan, herhangi bir kedi olarak görmedim içinde bir ruh olduğunu da hissettim. O da belki üzülmüştür benimle ayrıldığına,
Umarım sana,evinde güzelce sevgiyle bakabilen bir insanın evine misafir olursun Nora.
İsmini de hem gece yarısı kütüphanesi kitabındaki ana karakterden hemde benim çokça kullandığım bir nicknameden esinlendim çünkü kendime de Nora takma adını kullanıyordum. Belkide bu kadar bağ kurmamın sebebi ona kendimden bir parça verdiğim içindir...
Görüşürüz Nora, hep seni seven insanlarla karşılaşırsın umarım. 💜
Günbatımı;aydınlıkla karanlığın savaşında karanlığın galip geldiği zaman
"
-bir defasında güneşin batışını kırk üç kere gördüm!
Biraz sonra da şöyle diyordun:
-Hani... çok üzgünken günbatımını severiz ya...
-kırk üç defa izlediğin gün o kadar üzgündün yani?
Ama küçük prens buna yanıt vermedi.
"