"Zamanı geçene kadar kürek çek. Zamanı geçince vardığın yerde belki bulursun aradığın șeyi. Belki de bulamazsın."
"Belki de bulamayacaksam, ne diye o kadar kürek çekeyim?"
Acısına tebessüm ettim, cahilliğine değil.
"Belki de sana düşen, bulmak değil, aramaktır..." dedim.
Bazen anlamadan bilirdi insan, bazen
bilmeden anlardı. Ama yalnızca hem bilip hem anladığında "olurdu." Nasıl, nereden geldiyse aklıma içimden tekrarladım;
"Önce sola sonra sağa, yine sola bakan akıldır, kalp uzatmaz."
İnsan yaşadığı gerçeğin gerçek olduğunu bilse bile, gerçekle hakikatin farkını fıtraten bilirdi. Bu sebeple görmeden inanmam diye diye yaşar ama görse bile şüphe ederdi. Öte yandan inanacak olan, zaten görmediği için inanırdı. Çünkü göz görmezdi.