Giddens sosyoloji geleneğinde çağdaş sosyal teorinin önemli kalemlerinden biridir. “Yapılaşma” yaklaşımı sosyolojinin merkez konularını ele almada ufuk açıcıdır. Modernliğin durumu onun eserlerinde oldukça detaylı analiz edilmektedir. Modern toplumlarda cinsellik, aşk ve erotizmi incelediği “Mahremiyetin Dönüşümü” yapıtında zihinlerimizi meşgul eden cinselliğe duygusal bir tarih okumasıyla eğiliyor. Ona göre “mahremiyet, kamusal alandaki demokrasiyle tümüyle uyumlu bir şekilde, kişiler arası alanın demokratikleştirilmesini içerir” (s.9).
Gündelik deneyler, ilişkiler ve cinsellik kısmında, “cinsellik kişinin işlenebilir bir özelliği; beden, özkimlik ve toplumsal normlar arasında önemli bir bağlantı noktası olarak işliyor” değerlendirmesinde bulunuyor. Kitabında Foucault’ın cinsellik hakkındaki düşüncelerine de yer veriyor. Romantik aşk ve diğer bağlılık ismini verdiği bölümde evliliğin tarihsel gelişimini masaya yatırıyor. Cinsel çekim, ekonomik şartlar, romantizm, aşk gibi belirleyiciler etrafında evliliğin geçirdiği değişime odaklanıyor. Aşk, bağlanma ve saf ilişki bölümünde, romantik aşka karşı birlikte aşkı öneriyor. Birlikte aşkın aktif ve olumsal yönüne vurgu yapıyor. Aşk, seks ve diğer müptelalıklarda, kullandığı şu cümleye katılmamak elde değil: “Kadınlar sevgi ister, erkekler seks ister” (s. 70).
Giddens, bağımlılık ortaklığının sosyolojik anlamı, zararlı ebeveynler, kişisel kargaşalıklar, cinsel tasaları ele aldığı kısımda erkek cinselliğini irdeliyor. Onun aktarımı ile, “erkeklerin çoğunun giderek artan bir şekilde demokratikleşen ve yeniden düzenlenen bir kişisel hayat alanıyla hesaplaşmalarına izin veren bir benlik anlatısı inşa edemediklerini söylemeliyiz” (s. 118).
Saf ilişkinin çelişkileri, cinsellik, bastırma, uygarlık gibi kısımlarda erkek-kadın