Dostoyevski Politikasının Sorunları isimli yapıtı kaleme alan Funda Çoban, disiplinlerarası bir kesişme noktasında okuru buluşturuyor. Yazarın "gizemli bir tutkuyla bağlı olduğunu" ifade ettiği büyük romancının bahçesinde gezinmemiş okur yok gibidir. İçinde edebiyat sosyolojisi, siyaset bilimi, felsefe, edebiyat eleştirisi yer alan kısaca oldukça derin ve nitelikli, bir o kadar anlamlı bir deneyim yaşatıyor okura incelemesiyle Funda Çoban... Yazarın anlatımı ile "Platon'un sempozyumundan Aristotelesçi politika ve Bahtinyen karnavaleske; kapitalizm, modernite, ilerleme sarmalından isyan ve ütopyaya; cinsellik söyleminden keşişler, soytarılar ve budalalara Dostoyevskiyan bir yolculuğa davet. Raskolnikov, Nastasya Filippovna, Ivan Karamazov, Yeraltı Adamı, Gruşenka, Prens Mişkin, Stavrogin ve daha nice karakterin oluşturduğu dünyalar içinden modern sorunları okumaya bir çağrı..." Çoban yapıtta, başlangıçta Dostoyevski'nin kaotik kozmosuyla okuru tanıştırıyor. Zamanı ve mekânı yaşıyorsunuz... siyaset felsefesi ve sosyoloji birlikteliğiyle modernite, kapitalizm, bürokrasi, devlet, yabancılaşma gibi olgular açısından bir başka bölümde yazara eğiliyor. Son kısımda etik-politik düzlemde bir inceleme yapıyor...
Şöyle bir değerlendirmede bulunmak yersiz olmayacaktır. Funda Çoban bu incelemede aslında kendi macerası ya da bireysel biyografisinden hareketle ilk tanıştığı andan itibaren bitiremediği ve bitiremeyeceği bir Dostoyevski portresi çiziyor. Böyle bir öznelliğin kendisi de farkında, öte yandan incelemesinde nesnellikten de ödün vermiyor...
Çoban'ın kitabının, "tarihin hiç bir döneminde birilerinin ya da bir coğrafyanın yazarı" (s. 362) olmayan bir Dostoyevski üzerine yazılmış en olanaklı ve saygın bir inceleme olduğunu belirtmek isterim...
"İşin doğası gereği, insanlar arasındaki bütün ilişkiler birbirleri hakkında bir şeyler bildikleri ön koşuluna dayanır."
"Bütün bu kombinasyonlar sosyolojik anlamda, bir tarafın sırrının belirli bir kapsama kadar diğer tarafça tanındığı ve kasıtlı ya da kasıtsız olarak gizlenen şeye kasıtlı ya da kasıtsız olarak saygı duyulduğu gerçeğiyle karakterize edilir."
"Gizliliğin bir sosyoloji tekniği olarak, sosyal çevremiz göz önüne alındığında onsuz belirli amaçlara erişilemeyecek bir alışveriş formu olarak uygulandığı tartışmasız çok açıktır."
"...belki eskiden de berbat bir yerdi dünya, belki eskiden de bu kadar bencil, bu kadar acımasız, bu kadar aptal, bu kadar cahildi insanlar ama bu kadar cüretkâr değillerdi. İnanmasalar bile bilgiye kıymet veriyorlardı, vicdanlı olmanın öneminden bahsediyorlardı, merhametli olmak gerekir diyorlardı. Haklı olmanın, adil olmanın, fedakar olmanın bir anlamı, bir değeri vardı..."