·
Okunma
·
Beğeni
·
9829
Gösterim
Adı:
Sosyolojik Düşünmek
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391960
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Thinking Sociologically
Çeviri:
Abdullah Yılmaz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Sosyolojik Düşünmek
Sosyolojik Düşünmek
Thinking Sociologically
Özellikle modernlik ve post-modernlik üzerine incelemeleriyle son dönemin en dikkate değer düşünürlerinden biri haline gelen Zygmunt Bauman, sosyal bilimler alanında son derece faydalı bir kitap sunuyor bizlere. "Sosyolojik Düşünmek", sadece sosyoloji öğrenimi görenler için kaleme alınmış bir çalışma değil. Konuya ilgi ve merak duyan genel okurun da sosyolojinin anlamı ve işlevi, sosyolojide değişik tarzlar ve yaklaşımlar üzerine bilgilenmesini sağlayacak önemli bir kaynak kitap. Ama hepsinden önemlisi Bauman, gündelik ve toplumsal hayatımıza sosyolojik bir boyuttan bakmanın önemini; böyle bir bakışın kazandıracağı kavrayış zenginliğini; tektipliğin ve tamamlanarak donmuş görüşlerin değil, toplum yaşamında müphemliğin kabulüne dayalı bir düşünme tarzının, kısacası sosyolojik düşünmenin önemini ortaya koyuyor. Kitapta öne çıkarılan ve bu çalışmaya asıl anlamını kazandıran da, farklı perspektifleri ve gelenekleriyle, kuramsal tartışmalarıyla bir disiplin olarak sosyolojinin kapsamı ve tarihi üzerine açıklamalar olmaktan ziyade, işte bu bakışın ve düşünme biçiminin, "sosyolojik düşünme"nin kazandıracağı kavrayış çeşitliliği.

"Sosyolojik Düşünmek", akademik kullanım mantığına göre değil, "gündelik hayat mantığı"na göre düzenlenmiş bir kitap. Bauman, sosyolojinin inceleme konusu olan ikilik ve karşıtlıkları çokboyutlu bir bakışla irdeliyor: Birey olma ve toplum içinde var olma arasındaki bütünlük ile çatışma; toplumların ya da genel olarak insan gruplarının kendini ve karşıtını, daha doğrusu karşıtına göre kendini tanımlaması; birey ile grup, doğa ile kültür, millet ile devlet, birliktelik ile ayrılık, bireysel varlığını koruma ile ahlaki yükümlülük arasındaki çatışmalar, kitapta incelenen ikiliklerden bazıları.

Bauman, sosyolojinin daha genel olarak düşünürsek insanı, toplumu konu alan hiçbir disiplinin asla tamamlanmış, her türlü kesinliksiz ve müphemlikten arınmış bir bakış kuramayacağını belirtiyor. Zaten sosyolojik düşünmenin kişiye kazandıracağı en önemli yetenek de, hayatın hiçbir noktasında böyle bir kesinliğin mümkün olamayacağını, her türlü kesinlik iddiasının bir "yalan" olmaktan öteye geçmeyeceğini görebilmektir. Dolayısıyla hiçbir bakış tek başına kusursuz ya da ayrıcalıklı olamaz; hayata ilişkin değişik yorumların her biri, olsa olsa kavrayış bütünlüğümüze kendi zenginliğini katacaktır. Sosyolojik düşünmek, kesinliğe varacak bir yol sağlamak şöyle dursun, her türlü müphemliği çoğaltacaktır. ama müphemlikten korkmamak gerekir; dünyaya ilişkin gerçek bir kavrayış özgürlüğünün ve hoşgörünün temelinde bu müphemliğin, bakış zenginliğinin kabulü yatar; ba anlamda sosyoloji ve sosyolojik düşünmek, Bauman'ın sözleriyle ifade edecek olursak insanın "özgürlük davasına hizmet eder."
(Arka Kapak)
272 syf.
·2 günde
Ben kendi Sosyolojik okuma geçmişimi ikiye ayırıyorum: Bauman öncesi ve Bauman sonrası...

Bauman öncesi dönemde akademik kavramlar arasına sıkışmış, gündelik deneyimlerle sosyolojinin savunduğu görüşleri bir türlü birleştiremiyordum. Sorunun benden kaynaklı olduğunu düşünüyor ve bir yetersizlik duygusuna kapılıyordum. Sosyoloji disiplinine özel ilgi duyuyor olmama rağmen elime aldığım kitapları okurken verim almadığımı hissediyordum. Okuduğum her kitap bana sosyolojik düşünmeyi değil de Sosyoloji bölümünde yapılacak olan sınavlardan daha yüksek puan almama yardımcı olabilecek gibi geliyordu bana. Sorun kimde? Sorun bizim birey olarak sahip olduğumuz bilgi birikimini yetersiz hissettiren olguları daha bilimsel yollarla açıklamak amacıyla daha karmaşık daha uzun daha zor kelimlerle anlatan yazarlarda mı? Yoksa sorun bizim birey olarak ayrı ayrı disiplinleri daha anlamlı hâle getirebilecek kadar inceleme araştırma, yorumlama deneyimini oluşturacak gücü elde etmek yerine üşenmekle geçen yıllarla gerçekten yetersiz kalışımız mı?

Sorunun tanımı ve nedenleri tabii ki bu kadarla sınırlı değil daha üst sistemler tarafından cahil bırakılmış olma durumumuz da çok etkilidir. Lakin Bauman öyle bir yazardır ki herhangi akademik geçmişi olmayan, genç yaşlı, okuyan-okumayan ev kadını iş kadını vb. ayrımlar olmadan her bireyin anlayabileceği yalınlıkta bize Sosyolojik Düşünmeyi öğretmeye çalışıyor. Bauman'ı okuyup da yine de hayatımız olduğu gibi kalıyorsa bu sefer kesin bir şekilde söyleyebiliriz ki sorun bizde başka bahanemiz kalmadı biz sorunluyuz...

"Günübirlik işlerimizin çoğunu oluşturan alışılagelmiş ve tekdüze hareketlerimizi
sürdürdükçe çok fazla kendimizi irdeleme ve çözümleme gereği duymayız. Yeteri kadar sıklıkla yinelendiğinde şeyler bildik hale gelirler ve bildik şeyler kendi kendilerini açıklarlar; soru ve kuşku doğurmazlar. Bir bakıma görünmezdirler. İnsanlar "her şey her zamanki gibi", "herkes her zamanki gibi" dedikleri sürece sorulacak soru ve neredeyse yapılacak hiçbir şey yoktur. Aşinalık yalnızca sorgulayıcılığın ve eleştirinin değil, aynı zamanda yenilik arayışının ve değiştirme cesaretinin de en amansız düşmanıdır. Alışkanlıkların ve karşılıklı olarak birbirlerini pekiştiren inançların hükmü altındaki bu bildik dünya ile karşılaştığında, sosyoloji herkesin işine burnunu sokan ve sıklıkla sinir bozucu bir yabancı gibi davranır."


Bauman yaşadığımız hayatta dünyanın kendisini tanımadığımızı, dünya ile olan ve başka insanlar, başka sistemler tarafından bize ezberletilen dünya ile olan ilişkimizi biliriz diye belirtmektedir. Her disiplinin alanı akademik alanda çalışan insanlarca belirlenmiş ve sınırları bu şekilde kabul edilmiştir. Bauman kendinizi bir kütüphanede hayal edin der. Tarih, ekonomi, siyasal bilimler, antropoloji, hukuk vb. Alanlarda olan kitapların raflarına yakın bir yerde bir de Sosyoloji alanına ait olan, köşede bırakılmış kitapları göreceksiniz der. Yani Sosyoloji tüm bu alanlara yakın bir disiplin olarak size yansıtılır. Fakat bu anlanların paylaşmakta anlaşamadıkları ya da en güzel parçaları kendilerine sakladıklarından sonra yere saçılan kırıntıları toplayan "artıkçı" bir disiplin olarak gösterilir Bauman'a göre.

Ama bu disiplinlerin konu dağılımını nereden biliyoruz? Günlük hayatta karşılaştığımız olayları yorumlarken ekonomi, hukuk, siyasi bilimler disiplinlerinin konularını biz belirlemiyoruz bize öğretilen bu diyor Bauman. O yüzden biz dünyayı değil dünya ile olan ilişkimizi biliriz sadece ifadesini kullanır...

O zaman Sosyoloji ne işe yarayacak? Her bilim dalı insan eylemlerini, erdemlerini açıklamak ve sınırlamak için kendi aralarında konu dağılımı yaparken Sosyolojinin yeri neresidir? İlk özet tanım da şöyle açıklayacak Bauman.

"Sosyolojiyi farklı bir yere koyan ve ona belirleyici karakterini veren şey, insan eylemlerini geniş çaplı oluşumların öğeleri olarak görme alışkanlığıdır."

Yani şunu söylemek istiyor Bauman. Bırakın onlar istediği kadar üstünlük kavgası versin. Biz hepsini kullanarak insan eylemlerini ifade etmeye çalışacağız. Ve bu saydığımız disiplin alanlarının insan hayatına getirdikleri özgürlük genişlemesi-daralması sosyolojinin üzerinde durduğu en ağırlıklı mesele olarak çıkacak karşımıza...


Bauman'a göre kazanılmış bir Sosyolojik Düşünme becerisi kişinin daha duyarlı olmasına yarayacak, duygularını daha da keskinleştirmesine yarayacak ve gözlemlerini daha da açmasına yardımcı olacak. Böylece hayatlarımızda değiştirilemez, kaçınılmaz diye ifade ettiğimiz ebedi özelliklerin insan gücünün ve insan kaynaklarının kullanılmasıyla ortaya çıkmış olduğunu görecek ve bunu anladıktan sonra artık içimizde bir huzursuzluk oluşacak ve kendi eylemlerimizin dahil bu sistemlerin içinde eriyip gidiyor olduğunu fark edince Sosyolojik düşünme geri dönülmez bir huzursuzluk yaratacak bize bunu anlatmaya çalışıyor Bauman..

Bauman ilk bölüm olan "Özgürlük ve Bağımlılık"a şöyle başlıyor:

"Aynı zamanda hem özgür olmak hem de özgür olmamak deneyimlerimizin belki de en ortak, muhtemelen en şaşırtıcı özelliğidir. Bu hiç kuşkusuz Sosyolojinin çözmeye çalıştığı insanlık durumunun en karmaşık muammalarından biridir."

Özgürlük, insanlık tarihine bakılınca henüz çözüme kavuşturulması mümkün olmayan bir ifade. Özgürlük bireysel tatmin aracı olarak kullanılınca hükmetme, zarar verme olarak çıkar karşımıza. Özgürlük yeni hayat sahası kurmak amacıyla üstün bir iş yaptığını zanneden ve bu özgürlüğünü gerçekleştirmek adına her yolu deneyen Hitler olarak çıkar karşımıza. Toplama kampları, İnsan fırınları ve milyonlarca Yahudi mezarı olarak çıkabilmektedir karşımıza. Özgürlük kimin eline geçtiğine göre değişen bir ifadedir. Özgürlük Bir Atatürk'ün eline geçerse bir vatanı kurtarabilir. Özgürlük bir Atatürk düşmanının eline geçerse yapılan tüm devrimleri ve yakılan tüm meşaleleri yerle bir edebilir. Özgürlük elleri ve ayakları prangalı olan binlerce kölenin eline geçerse onları tutsak eden bir avuç insanı yerle bir edecek bir güç sağlar onlara. Özgürlük Moğol imparatorluğunun eline geçerse tüm Anadolu medeniyetlerinin birikimini Dicle ve Fırat'a dökülen mürekkep olarak da çıkabilir karşımıza. Özgürlük bir karar verme ve seçme yetisidir. Ve bu karar verme yetisi bencil, arzularına doyumsuz güç duygusundan beslendiğini düşünen zavallı iktidar mensuplarının elinde kaldığı sürece şahsi özgürlük kavramından konuşmak gereksiz olacaktır. Çünkü Bauman birey olarak özgürlük duygumuzun oluşumunu da gelişimini de belirleyen bir sürü etmenin olduğunu söyler.

Özgür davranabilmek için özgür iradeden başka kaynaklara ihtiyacınız vardır der Bauman. Herkesin aklına da ilk olarak para gelir. Lakin para yetersiz bir kaynaktır. Doğumla birlikte edindiğimiz bir sürü özellik bizim özgürlük kaynaklarına erişmemizi engelleyebilir. Irk, cinsiyet, yaş, etnik grup, milliyet vb. özelliklerimizin başkaları tarafından nasıl algılandığı ve bu algıdan kaynaklı bize nasıl davrandıkları özgürlük kaynaklarına erişimimizin en önemli hususlarıdır. Bauman bir Yahudi Hitler'in başlattığı olaylardan da nasibini almış sürgüne maruz kalmış kendini yabancı hissetmiş ve bu yabancılık duygusunun kendinden başka nedenlerden kaynaklı olduğunu ifade etmek için kendini sosyolojiye adamış bir insandır. Bir başka Yahudi'den örnek vermek istiyorum. Stefan Zweig Hitler öncesi dönemde kitapları teker teker basılıyor, maddi durumu çok iyi bir durumda yaşıyordu. Hatta o kadar yüksek yaşam rahatlığı vardı ki özel el yazması koleksiyonu bile vardı teker teker topluyor el yazmalarını ve hayatından gayet memnundu. Sonra bir zamanlar ona komşu olan lakin sonradan bunu öğreneceği Hitler çıkıyor ortaya. Her şey birdenbire oldu. Eserleri toplatılmaya, yakılmaya başlandı. Alman dilinde en çok sevilen yazarken en nefret edilene doğru sürüklenmeye başladı. Yıllardır topladığı el yazmalarının birini bile alamadan vatanından kaçtı. Ne sahip olduğu edebi güç ne de sahip olduğu maddi olanaklar işe yaramadı. Hitler'in özgürlüğü öyle istiyordu ve öyle olacaktı. Şimdi Zweig'in birey olarak suçu nedir? Yahudi doğmak. Artık hayatını Yahudi doğma suçunu işlediği için sürgünde geçirecekti. İntihar ettiği zaman Brezilya'da yaşıyordu. Hitler öncesi dönemde olduğundan daha fazla değer görüyor ve devlet çapında saygı duyuluyordu ona. Lakin o sadece Yahudi olduğu için ona ve tüm Yahudilere bir genelleme mantığı ile işlenen suçtan ötürü yaşadığı duygu bunalımını atlatamayacak ve intihar edecekti.

Özgürlük karar verme yetisidir. Zweig isteseydi bir şey olmamış gibi yazmaya ve yaşamaya devam ederek kullanabilirdi o özgürlüğü. Ben şuan bu satırları yazmak yerine elime başka bir kitap alabilir Bauman'ın ben de yarattığı düşünceleri dile getirmek yerine daha az zahmetli bir işe kalkışabilirdim. Siz de bu yazılanları okuyup okumama konsunda özgürsünüz. Bu tarz özgürlükler bizim irademize bağlı olanlardır. İnsan isterse farkındalık seviyesini arttırır isterse günlerini bomboş bir şekilde bir asalak gibi yaşayarak geçirebilir. Zaten bizim elimizde olmayan özgürlükler yüzünden hayatımız gayet zor bir konuma doğru sürükleniyor. En azından özgürlüğümüzü bu güç koşulları yaratanları anlayabilmek ve anlatabilmek için harcayalım ki kendi özgürlük irademizi oluşturabilecek sorgulama yeteneğine erişebilelim diyor Bauman.


İkinci bölüm olan Biz ve Onlar'da şöyle bir paragraf yer alır.

"Zaman zaman belki fark etmişsinizdir, izleyicilerine karşılıklı bağlılık duyguları
aşılamayı isteyen insanlar kardeşlik metaforlarını kullanmaya bayılırlar ve dinleyicilerine "kardeşler" ya da "bacılar" diye seslenirler. Milli dayanışma duyguları ve milleti için kendini feda etmeye hazır
olma, ülkeden "ana vatanımız" ya da "atalarımızın toprağı" diye söz ederek sağlanır."


"Kefenini giyip hazır olma" metaforu da diyebiliriz. Bu siyasi arenada daima işe yarayan bir yol değil midir? Başı sıkışan "kutsallara" sığınıyor. Siyasi olarak can çekişen, yakıtı bitmek üzere olan otoriteler hemen bir olay ayarlar. Bir ihanet senaryosu çizer ve içinde bulunduğu durumdan "kardeşlik" "millet" ve dini kutsallara ile sıyrılır. Çünkü kitleleri idare etmenin ve mevcut kötü durumu unutturmanın yolu daha kötü bir senaryonun geleceği endişesini aşılayarak kimsenin kimseyi sevmediği bir ortamda herkesin birbirine sarılmasını sağlamaktır.

Bauman bu bölümde "biz ve onlar" kavramlarını irdelemiştir.

"Biz" ait olduğumuz grup anlamına gelir. Bu grup içinde olanları gayet iyi anlarım ve anladığım için nasıl sürdüreceğimi bilirim, kendimi güvenli ve evimde hissederim. Bu grup adeta benim doğal ortamım, içinde olmaktan hoşlandığım ve huzur içinde döndüğüm yerdir. "Onlar" ise tersine ne ait olmayı isteyebileceğim ne de istediğim bir grubu anlatır. Dolayısıyla o grupta neler olup bittiğine ilişkin gözümde canlanan şeyler, belli belirsiz ve kopuk kopuktur; o grubun işleyişine ilişkin pek bilgim yoktur ve bu yüzden o grubun yaptığı her ne ise benim için genelde kestirilemez ve aynı şekilde korkutucu şeylerdir."

"Biz ve onlar" ifadeleri siyasi, dini, ekonomik, toplumsal, cinsiyetçi vb. farklılıkları ait olduğumuz çevrede içselleştirme eğilimimizle alakalı bir durumdur. "Biz" kavramını kendimizce doldurduktan sonra artık kendimize düşman icat etmemiz gerekir ki karşılıklı çatışmadan doğacak olan aksiyon ile egolarımızı, çıkarlarımızı, ideolojilerimizi hayatta tutabilelim. 21. Yüzyılda geri kalmış coğrafyalarda önemli olan çoğunluğu elde etmektir. Çoğunluk cahil, eğitimsiz, sapkın duygulara sahip veya aklınıza gelen tüm negatif özellikleri barındırıyor olabilir o önemli değil önemli olan "Biz" grubunun sözde demokrasiyi elinde tutmasıdır. Siz mevcut otoriteye karşıt bir görüşte olursanız artık "düşman" kategorisinde yer alırsınız çünkü siyasilerin ayakta kalmak için sömürdüğü kitleyi etkileyebilir düşüncelere ve eylemlere sahipsiniz. (Eşcinsel, ateist, komünist, laik, feminist, vb) mesela Ataerkil bir otoriteyi tehdit ediyorsanız o yapıyı savunanlar tarafından kadın cinayetlerinin arttığını görürsünüz, eşcinsel insanlara nefret söyleminin arttığını görürsünüz, dini oluşumların gittikçe arttığını görürsünüz, siyasi tutuklamaların ve sansürlerin arttığını görürsünüz. Ve de bunların hepsi cephede düşmanlarla savaşıyor hissi verilerek yapılır. Çünkü "biz"i oluşturan topluluk diğer "onlar"ı ezecek güçtedir. Böyle kaldığı sürece de bazı şeylerin değişmesini beklemek iyimserlik olacaktır.

Bauman Armağan ve Mübadele bölümünden:

"Kişisel bağlam hayat uğraşının tamamı için yetersiz kalsa bile, vazgeçilmez bir unsurdur. "Derin ve bütünlüklü" kişisel ilişkiler için duyduğumuz özlemin şiddetini artıran, takıldığımız kişisel olmayan bağlılıklar ağının genişliği ve sıklığıdır. Ben ücret aldığım şirketin bir çalışanı, ihtiyacım olan ya da ihtiyacım olduğuna inandığım şeyleri satın aldığım birçok mağazanın müşterisi, beni evden işe ya da işten eve taşıyan otobüsün ya da trenin yolcusu, tiyatronun izleyicisi, desteklediğim partinin seçmeni,doktorumun hastası ve birçok başka yerde birçok başka şeyim. Her yerde benliğimin ancak küçük bir bölümünün orada olduğunu hissederim. Başka yönleri o tikel bağlamda anlamsız olduğundan ve istenmediğinden, benliğimin kalanının karışmaması için sürekli kendimi denetlemek durumunda kalırım. Ve bu yüzden hiçbir yerde kendimi tam anlamıyla hissedemem; hiçbir yerde kendimi yuvamda hissedemem. Her şey bir yana, kendimi, her biri farklı insanlar arasında ve farklı mekanlarda olmak üzere, oynadığım birçok farklı rolün bir toplamı gibi hissetmeye başlarım. Peki ama bunları bağlayan bir şey var mıdır? Sonuçta ben gerçek, hakiki "Ben"- kimim?"

Ben kimim?

"Her şey bir yana, kendimi, her biri farklı insanlar arasında ve farklı mekanlarda olmak üzere, oynadığım birçok farklı rolün bir toplamı gibi hissetmeye başlarım." İfadesi ne kadar da çarpıcı. Günlük hayatımız bizden çok uzak yerlerde seyreder. Üstelik maddi kazancı sağlamak adına günün 1/3'ünden fazlası iş hayatında geçiyorsa artık ben kavramı bize gittikçe yabancılaşmaktadır. Bana göre iki yol var. Ya ayak uydurup oynadığımız bir sürü rolün toplamını muazzam bir şekilde yansıtıp sahte bir mutluluk sahte bir yaşama adabde olup yaslanıp gideceğiz. Ya da sahteliklere katlanamadığımız için aksi, soğuk iş saatleri dışında kalan zamanı boşa harcatacak o samimiyetsiz ortamdaki insanlardan uzak duracağız. Bir üçüncü seçenek çalışmamak olabilir ama ona pek sıcak bakmıyoruz bütün yaşantımızı para ile idare etmeye o kadar çok alıştık ki...

Farklı iş deneyimleri, yıllardır süren insana dair okuma anlama sürecimin bana kattığı en önemli erdem: sahtelikleri, kendinden çok uzakta bir görüntüyü yansıtan insanları ayırt edebilmek ve bu saçma oyuna dahil olmamak. Eylemlerimi, ilişkilerimi çok yüksek bir oranda kontrol altında tutmak ve iş yerinde bulabileceğim zaman aralıklarını kimsenin gelip benden çalmasına izin vermemek. Herkesin hayatını istediği gibi devam ettirme özgürlüğü var ama kendi sınırlarında olduğu sürece var bunu unutmamak gerekir.


Bauman yedinci bölüm olan "Kendini koruma ve Ahlâkî görev" de ihtiyaç duyduğumuz eşyalara verdiğimiz "iyi" olma niteliğini irdeliyor. Kendi yetersizliklerimizi sanki sahip olacağımız eşyalarla örtebilecek duruma gelecekmişiz gibi bir hisse kapıldığımızı söylemektedir. Etrafımızda olmasını istediğimiz ya da başkalarının bize bunu dayattığı eşya satın alma duygusunun bize bir sahip olma duygusunu kazandırdığını ve bu duygunun da bizi baskı altına aldığını söylemektedir. Sanki tüm sorunlarımız o eşyayı almakla çözülecek hayatımızı mutlu bir şekilde devam ettirebilir olma durumumuzda bu sahip olma duygusunu tatmin etmekle gerçekleşecekmiş gibi davranırız.


Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? kitabında da bu durumla alakalı şöyle bir alıntı geçmektedir.
#65271768

Bu tüketme arzusu nereden gelmektedir? Bu ilk olarak insanın hangi sınıfa mensup olursa olsun içindeki o ilkel sahip olma arzusundan kaynaklanmaktadır. Eğer o arzuyu hakimiyet altına alamazsak ister en fakir kişi ister en zengin kişi sürekli bir eşya yoksunluğunu duyacağızdır.


İkinci olarak toplum ve medyanın sürekli yeni ürünleri piyasaya sürmesi ve size de sadece onlara sahipseniz mutlu olabilirsiniz duygusunu yansıtması. Bir nevi eşyaya sahip olanın olmayanı aşağılaması ve eşyaya sahip olmayanın sahip olanı kıskanması durumudur. Bize düşen görev ne peki? Bauman maddi olarak sizden çok daha üstün olanların durumunun sizin hayatınıza hiçbir baskı unsuru oluşturamaz olduğunu söylemektedir. Geri döneceğim lakin bizim hayatımıza etki edecek tek güç unsuruna sahip olan insanın da istihdam edebilecek iş kollarına, fabrikalara, tarlalara sahip insan olacağını söylemektedir. Sadece sizin zamanınızı satın alabilen kişi size baskı uygulayabilir ve sizi hakimiyeti altına alabilir.

İlk konuya dönersek sınıfsal farklılıklardan kaynaklı maddi güç ayrımı alt sınıflara bir güç uygulama gibi niteliğe sahip değildir. Sadece gösteriş yapabilir ve sizde ait olmayanla size hava atabilir o kadar. Tabii ki sahip olunan eşyalarla yaşam rahatlığı daha da artar lakin bizim olmayan eşyaların hayalini kurarak zaman kaybetmenin de bir önemi yoktur.

Bir araba, bir ev alan insan sizin ona sahip olamayacağınızı belirtecek şekilde böbürlenebilir. Sizi etki altına alarak ona daha fazla hürmet göstereceğinizi düşünür. Lakin onun yüksek maddi zenginlikleri sizi denetim altına alamaz. Etki altına alma durumu da size bağlıdır. Sizin bu hayattaki ideal ve hayallerinizin maddi veya manevi boyutuyla alakalı bir durumdur. Burada aşağılanan kişinin takındığı tutum çok önemlidir. Eğer sizi aşağılayan gibi maddi hayata ve böbürlenmeye ihtiyacınız varsa ömür boyu bir eşya yoksunluğu sizi bekleyecektir..


Bauman "Hayat Uğraşına Dalmak" bölümünde tüketim kültürünün üzerinde durmaktadır. Bu konu şimdiye kadar bu kitapla beşinci olan kıtaplarının tümünde hassasiyet gösterdiği bir konudur. Israrla nasıl tüketim kültürünün köleleri haline geldiğimizi vurguluyor. Benim bu bölümlerinden edindiğim bir sürü şey oldu Bauman okumalarına başlayan her okur da bilinçli bir şekilde Bauman'ı dinlerse kendine bu konuda çok şey katacaktır.

Bauman'ın vurguladığı noktalardan biri oluşturulan yapay bir tüketim kültürünün medya ve onları kullanıp tanıtımını yapan "üst düzey" yaşam koşullarına sahip insanlar tarafından bize sunulması ile bizim de sanki bu ürünleri almamız gerekiyormuş hissine kapılmamızı isteyen bir pazar anlayışı hakim.

Pazar sahipleri insan ihtiyaçlarını karşılamak için yeni bir ürün ileri sürmekte ve ona ihtiyacımız olduğunu bize hissettirmektedir. Herkesin evinde televizyon olmalı duygusu gibi herkes akşamları haber izlemeli ya da dizi film izleme ihtiyacını gidermeli gibi..

O yüzden teknoloji sürekli kendini yenilemek zorundadır mevcut arz talep mekanizmasının canlı tutulması için seçeneklerin fazla ve herkese uygun olabilecek kadar alt sınıflara da inmelidir. Bazılarından az bazılarından fazla kazanç ama herkes bu tüketim mekanizmalarına katılmalıdır.

Birkaç alıntı bağlantısı ile durumu pekiştirmek istiyorum.

#75542398
#63164527
#63073113

Reklamların bu konuda rolü çok önemlidir. Bize sürekli yeni tüketim mallarına ihtiyacımız olduğunu vurgular. Daima eski malları kullanarak hayatına devam eden insanları aşağılarlar, eski kafalı olarak nitelerler. Üretilen malların birinci sınıf teknoloji ürünü ve birinci sınıf uzmanlarla yaratıldığını vurgular ve bizim "teknoloji-uzmana" karşı güven bağı oluşturmamız adına uğraş verirler.

Algılarımıza yapılan bu suni saldırı ile beraber biz de ihtiyacımız olan veya olmayan bir şeyi bir aciliyet haline getirir ve başkaları tarafından oluşturulan yetersizlik, yoksunluk algımızı kırmak adına tüketime başlar, kredili hayat koşullarına adapte olur daha iyi eşyalara sahip oluruz. Seçkin kisilerin sahip olduğunu sandığımız halbuki bizi sürüye dahil etmekten baska işe yaramayan maddiyata kurulu yaşam konforuna erişiriz. Bu yanılsamalar dünyasını nasıl aşacağız? Neyi isteyip neyi istemediğimizin altında yatan nedenlerin hangisi bize aittir? Bunu sorgulamaya yardımcı olacak tek şey de bu oyunu bozacak olan Sosyolojik okumalardır. Kendi başına bir ders olan Medya Sosyolojisi bu yüzden vardır. İletişim Sosyolojisi bu yüzden vardır. Sosyolojinin de amaçlarından biri bu algı düzenlerini açığa çıkarmak ve insanlara şeffaflık sağlamaktır. Başa dönersek şöyle bir ifade kullanmıştı Bauman:
"Alışkanlıkların ve karşılıklı olarak birbirlerini pekiştiren inançların hükmü altındaki bu bildik dünya ile karşılaştığında, sosyoloji herkesin işine burnunu sokan ve sıklıkla sinir bozucu bir yabancı gibi davranır."

O yüzden otorite Sosyolojiyi de kendi yanına çekmeye çalışır. Gerçekleri söylemekle yükümlüdür bu bilime kendini adamış insanlar. Şayet yerli bir isim bulamazsanız Evrensel bir sürü sosyolog var Bauman da önemlilerinden biridir.

Bu eserde Bauman'ı okumuyor adeta dinliyorsunuz. Baştan sona kadar bir anlatı havasında devam eden kitabın asıl amacı insanları akademik kavramlara boğmadan Sosyoloji bilimini sevdirmek ve çok da başarılı bir yapıt olmuş.

Bauman bölüm bölüm sosyolojinin çalışma alanlarını sizinle sohbet ediyormuşçasına inceliyor bol bol örnek veriyor insanların bu alana olan ön yargılarını kırmaya çalışıyor. O yüzden Bauman'ı okuyun, okutun Sosyoloji olmadan insan eylemlerinin ifade edilişı hep yarım kalacaktır.

İlk sayfada şöyle söylüyor Bauman:
"Düşünme ve yazma, özel olduğu kadar sosyal bir faaliyettir." O yüzden yazmaktan da vazgeçmemek gerekir düşünelim ve yazarak ifade etmeye devam edelim...
272 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Merhaba arkadaşlar :) Spoilerin S'si bile yok :)

Adından da anlaşılacağı üzere,'sosyolojik düşünme' üzerine yazılmış akademik bir eser.Davranış bilimleriyle ilgilenenler için faydalı olabilicek bir başlangıç kitabı.Sosyolojik kuramlara,kafa karıştırıcı felsefi düşüncelere çok fazla değinmeksizin bir yöntem belirleme,gündelik olayların toplumsal tezahürlerini ortaya koyma bakımından ele alan,onları neden sonuç ilişkileriyle açıklayan bir anlatımı var.Sosyolojinin diğer bilimlerle ilişkisini(daha doğrusu neden bilim olarak görüldüğü ve ya görülmediği) onlarla ayrıldığı noktaları ince ayrıntılarıyla ele alan,sosyolojinin gerekliliğini,tutarlı ve tutarsız yönlerini gözler önüne seren bir eser.Özellikle anlatımının çok açık olması ele aldığı konuları herkesin anlayabileceği örneklerle açıklaması eseri daha faydalı hale getiriyor.Okuduktan sonra hergün gördüğümüz trafik ışıklarının renginden tutun da siyasi liderlerinle yarattığı söylemlere kadar geniş çaplı bir düşünce gelişimi kazanacağımıza,karşılaştığımız olayları toplumsal bağlamda belli bir ölçüde analiz edebilecek kadar sosyoloji biliminin kıyısına bir nebze de olsa yaklaşacağımıza inanıyorum.Ayrıca kitap sonundaki,Bauman'ın kitap tavsiyelerine uymanın sosyoloji bilgimizi genişleteceğine inanıyorum.Kitabın dilindeki coşkunluk,anlatımındaki akıcılık ve çevirideki muazzam başarı dışında Ayrıntı Yayınları'nın baskı kalitesini söylemeden geçemeyeceğim..Keyifli okumalar...
272 syf.
·Beğendi·10/10
Sınavda bu kitaptan sorumlu olduğumuz için okumuştum.Sosyoloji ile ilgili okuyupta anladığım tek kitap.Kesinlikle herkes rahatlıkla okuyup anlayabilir.
272 syf.
·Puan vermedi
Günlük hayatımda olaylara ilişkin kitaptan güzel bir cümle aktarınca insanların hoşuna gidiyor ve hangi kitapmış diye soruyorlar.
"sosyolojik düşünmek" deyince hımm yapıyorlar kaşlarından birini kaldırıp,kısık gözlerle bakıp, dudaklarını hafifce büzerek.

Sevgili dostlar biz düşünmeye, düşünüre,düşünene biraz mesafeli duruyoruz.Düşünen insanı pek haz etmiyoruz ya da düşünmek sadece belli meslek gruplarına aitmiş gibi bir hisle "fazla düşünme kafayı yersin"gibi düşünmenin ehemmiyetini örseliyoruz.
Işte bu kitap sosyolojik düşünmenin sadece sosyolojiyi alanları olarak tercih edenlere değil ;konuya ilgi duyan herkes için kaleme alınmış.
Bauman sade, net ifadeleriyle mesafeli durduğumuz,yadırgadığımız, ön yargıyla baktığımız pek çok konuyu güzelce izah ediyor.

Akla kapı açıp idraki elden almıyor çünkü Bauman sosyolojinin asla tamamlanmış,kesin,müphemlikten tamamen arınmış bir bakış açısı oluşturmayacağını söylüyor.
Sosyolojik düşünmek denilebilir ki kendi başına bir güç, SABİTLEME karşıtı bir güçtür.Sabitesiyle baskıcı olan dünyayı esnekleştirir.
Sosyolojik düşünen bir kişi sınırsız bakabilme yetisini kazanır ki bu da bana Muhammed Bozdağ'ın ruhsal zekâ tanımı hatırlatıyor.

Sosyoloji sağ duyu demektir aynı zamanda.Olayları öfkeden uzak kontrollü incelememizi ve yorumlamamızı sağlar.

Günlük rutinlerin içine daldığımızda, olup bitenlerin anlamı üzerinde pek durup düşünmeyiz ;bireyi toplumla/toplumu bireyle bir türlü bir araya getiremez ve ikisini birbirinden apayrı düşünürüz.. Oysa okudukça anlıyoruz ki bireyi toplumdan ;toplumu bireyden ayrı düşünmek mümkün değil. Ruhla beden misali bir bedende can gibi.

Sosyolog ne iş yapar? diye soranlara
Sosyologların halka yaptığı hizmet şudur diye ekler:
Kişisel hayat hikâyemizin başka insanlarla paylaştığımız tarih ile nasıl örüldüğünü bize göstermek.

Ammavelakin güncel olayları doğru yorumlamak ve objektif bakabilmek için kitap okunmalı fakat şunu da belirtmeliyim ki sosyal bilimlere ilgi duymuyorsanız sıkılabilirsiniz de.

Ve özellikle Suriyeliler hakkında olumsuz niyetler taşıyanlar "yabancıları"niçin istemediklerinin asıl gerekçesini öğrenmek için okuyabilirler.

Düşünüyorum da Zygmunt Bauman müslüman olsa imiş harikulâde bir müslüman olurmuş çünkü bir müslümanda olması gereken naif fikriyatlara sahip.Bu hissi bir de Jean j.Roussea da hissetmiş de hayran kalmıştım.

Heyy gidi koca dünya gel de şimdi bu güzellikleri OKUma.

_______
Yaradan Rabbinin adıyla
İgra...
272 syf.
·Beğendi·8/10
Sosyoloji üzerine hiç bilginiz yok değil mi ..
Biraz da korku varsa ..
Tam aradığınız kitap!
Sosyolojinin diğer bilim dallarından ayrılan en mühim yanı sizin zaten içinde bulunduğunuz parçası olduğunuz bir alanı inceliyor oluşudur.Ooo bu alan baya büyük demeyin.Zygmund Baumann bunu düşünmüş olsa gerek sohbet tadında bir eser yazmış.
Hayatın içinden hayata bakıyorsunuz,okuyun derim.
Anlaşılır ve sade.
272 syf.
·Beğendi·8/10
Ayrıntı yayınlarının inceleme dizisinde yer alan, sosyolojiye giriş niteliğinde ve ilgilenen herkes tarafından rahatlıkla okunabilecek sadelikte bir eserdir. Benim de 2019 da ilk okuduğum kitaptır.

Giriş bölümü ve son bölümde sosyolojinin bir bilim dalı olduğunu kanıtlayan teori bilgileri ve sosyolojinin araçları ve amaçları irdelenmiş. Sosyolojik çıkarımları nasıl yapabileceğimizi ve doğa bilimleriyle arasındaki farkları anlatılmış. Geriye kalan 11 bölümde son derece önemli sosyolojik çıkarımlar, örneklerin büyük yardımıyla okura aktarılmış. Bölümlerden bazıları “Devlet ve Millet”, “Biz ve Onlar”, “Güç ve Seçim”, “Düzen ve Kaos” vs. Görüldüğü üzere hayatımızda daima bizimle iç içe olan ama varlıklarını ve sorumluluklarını sorgulamadan yaşadığımız sosyolojik gerçeklikleri göz önüne seriyor.

Temel olarak yazar “Doğa ve Kültür” arasındaki karşıtlıktan insan hayatındaki sosyolojik fenomenleri açıklıyor. Doğanın asla aksamayan o tanrısal senfonisi karşında insanın yarattığı yapay kültürün, sonsuz bir hatalar döngüsünün mukayesisi ediliyor.


Kitabın en son bölümünde de yazarın ek kitap önerileri mevcut. Bu da çok önemli bir ayrıntı olsa gerek. Zygmunt Bauman’ın kitaplarını uzun zamandır okumak istiyordum ve ilk “Sosyolojik Düşünmek” ile başladım. Böyle bir üstadın tüm kitaplarını okumak insani bir zorunluluk gibi hissediyorum.
272 syf.
gelelim değerli bir kitabın daha incelemesine.

"özgürlük ve bağımlılık", "yabancılar", "armağan ve mübadele", "kendini koruma ve ahlaki görev" gibi bölümleri olan, çeşitli ikili örnekleriyle etkileyen muazzam bir kitap.

muazzam ancak abdullah yılmaz çevirisi de bir o kadar kötü.

sosyoloji gibi öz bir konuyu en iyi anlatan kitaplardan biridir. ilk bölümleriyle oldukça fazla ve ağır akademik dili var. başlarda zorlanabilir ilk defa okuyacak olan insan ancak zamanla aşılıyor.

bu kitabı üniversite döneminde tartışma derslerimizde bol bol işlemiştik. o yüzden okuyup anlamak zorunluydu. keşke diyorum bu kitabı üniversitede değil de lise de sunsaydılar önümüze.

tartışacak bir insan varsa yanınızda bunun için en ideal kitaplardan biridir.

insan geliştirir.
272 syf.
Bu kitap sosyolojiye giriş okumalarında önerilen kitaplardan biri ve bu konuda başarılı olduğunu düşünüyorum. Takip edenler belki hatırlayacaktır, daha önce Anthony Giddens’ın Sosyoloji, Kısa Fakat Eleştirel Bir Giriş kitabını okumuş ve gayet uzun cümleler kurduğunu ve Marx‘ın yanında diğer bazı düşünürlerin de kuramlarıyla karşılaştırmalı olarak sosyolojiyi yorumladığını belirtmiştim.
Bauman ise aksine sosyolojiyle hiç bağı olmayan birine anlatır gibi, yalın ve kısa cümlelerle sanki sizinle konuşuyormuşçasına bilgilerini aktarıyor. Kitap oniki bölümden oluşuyor; her bölümde farklı bir kavram verilerek, hayatın içinden örneklerle ve bu örnekler üzerinde açıklamalar yaparak konuyu kavramanızı ve farklı bakış açılarından ele almanızı sağlıyor. Mesela “Biz ve Onlar” başlığı altında grup yapılarına değinirken, insanların nasıl gruplaştıklarını, diğer insanları neye göre ötekileştirdiklerini ve bunun gündelik hayata nasıl yansıma şekillerini ele alıyor.
Aslında genel olarak bakıldığında kitabın sosyal psikoloji üzerine yazılmış olduğunu söylemek mümkün.
Kitabın son kısmında ek okuma önerileri diye bir bölüm oluşturmuş Bauman, burada sosyolojiye ilgi duyanlara kitap tavsiyeleri yer alıyor. Bu da kitabın başka bir artısı.
Son olarak Bauman sosyoloji alanında sürekli öğrenilecek bilgiler olduğunu ve tam da bu yüzden hiç bir zaman öğrenebileceğim her şeyi öğrendim diyemeyeceğimizi belirtmiş. Ben kendisine katılıyorum. Hayat için de aynısı geçerli değil mi sizce?
303 syf.
·Beğendi·8/10
Kitap inceleme yazısı

Kitap adı: Sosyolojik Düşünmek
Yazarı. : Zygmunt Bauman
Çeviri. : Abdullah Yılmaz
Yayıncı. : Ayrıntı Yayınları
Baskı. : 17.Baskı/2018/ 303 sayfa

Bireyleri gözlemlersiniz, bu bir psikolojik bakış açısıdır. Felsefe ve mantık ölçeğinde tartarsınız. Fakat sonuçların toplumsal alanda; uygulanabilirliği, karşılaştırılabilirliği ve karşılığının olması için, sosyolojik kavram, veri ve donanımlara ihtiyaç duyarız.
Toplumlar arası davranış, eğilim, beklentileri ve sonuçları karşılaştırmak için, sosyoloji bilimsel disiplinine gerek vardır.
Bu bağlamda üç bilim dalı, sacayağı gibi bir denge ve bütünlük oluşturur, birbirini tamamlar.
Toplumsal üst bilinç dalgası ile harekete geçebilmek için, üçü de önemlidir.
İnsan eylem, beklenti, öngörü ve sonuçlarından yola çıkarak, toplumsal bir kurgu oluşturulması gerekiyor.
Topluma ve tüm varoluşa insanlar farklı farklı pencerelerden bakarlar:
Sosyolojik bakış, politik bakış, felsefi, etnik, ekonomik, inanç eksenli, evrensel bakış...
Yeri geldiğinde hepsini ayrı ayrı kullananlar olduğu gibi, tüm gözlemlerini tek pencereye hapsedenler de olabilir.
Önceliklerimiz, toplumsal değerler kümemizi oluşturacaktır.
Sağduyunun tek devrede olduğu alan sosyal bilimlerdir. Bu birikimi bireye sunacak en verimli alanlardan biri de sosyolojidir.
Akademik terimlerden uzak, fikir jimnastiği yapabileceğiniz bu kitap, size bu kapıyı aralıyor. Verimli okumalar.
04.06.2018
Ali Rıza Malkoç
#armozdeyis
272 syf.
·4 günde·8/10
"Denir ki, sosyolojinin yapabileceği en iyi hizmet, görünüşteki benzer şeyleri beklenmedik açılardan göstererek ve böylece tüm bildik şeyleri ve özgüvenleri zayıflatarak ağır aksak ilerleyen hayal gücünü kışkırtmaktır."

Sosyoloji ile ilgili bir temeliniz yoksa ve bu alanda yazılmış bir giriş kitabı arıyorsanız kesinlikle önerebileceğim bir eser. Sizi akademik bir dil ile sıkmadan gayet sade ve anlaşılır bir şekilde bazı önemli meseleleri mercek altına alıyor. Sosyolojinin belli başlı konuları üzerine ufuk açıcı tespitlerde bulunarak adeta sizi bu alanda okumaya, araştırmaya teşvik ediyor. Kitabın sonunda yazarın sosyoloji ile ilgili başka kitap önerileri de mevcut. Kitabı bitirdikten sonra Bauman'ın diğer eserlerine de göz atmam gerektiği fark ettim. Kesinlikle önemli bir düşünür.
272 syf.
·Puan vermedi
Yazar, değindiği konuları günlük olaylar ile örneklendirerek basit bir dille anlatmış. Özellikle sosyolojiye ilgisi olanların ya da sosyolojik eserlerin dilini ağır bulanların okuması gerektiğini düşünüyorum. Hele yazarın kitabın sonunda yapmış olduğu kitap öneri listesi muazzam. Bir göz atın derim
Düşmanlarla savaşırız, dostları severiz ve onlara yardım ederiz; ama ne düşman ne dost olanlara ne diyeceğiz? Ya da hem düşman hem dost olanlara?
Zygmunt Bauman
Ayrıntı Yayınları, Eylül 2014, Çeviri: Abdullah Yılmaz, epub
Benim bugünkü özgürlüğüm dünkü özgürlüğüm tarafından sınırlanmıştır; ben geçmişteki eylemlerim tarafından "belirlenmiş", yani şimdiki özgürlüğüm açısından kısıtlanmış olurum.
Zygmunt Bauman
Ayrıntı Yayınları, Eylül 2014, epub
Duygusal zeka ‘yeni kapitalizm ruhu’ olarak değerlendirildiğinde, anlam alanı ve hayal gücü, büyümenin ve fırsatların teşvikine çekilir.
Freud içgüdülerin asla ortadan kaldırılmadıklarını ileri sürer; içgü­düler yok edilemezler ancak "bastırılabilir" ve bilinçaltına sürülebilirler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sosyolojik Düşünmek
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391960
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Thinking Sociologically
Çeviri:
Abdullah Yılmaz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Sosyolojik Düşünmek
Sosyolojik Düşünmek
Thinking Sociologically
Özellikle modernlik ve post-modernlik üzerine incelemeleriyle son dönemin en dikkate değer düşünürlerinden biri haline gelen Zygmunt Bauman, sosyal bilimler alanında son derece faydalı bir kitap sunuyor bizlere. "Sosyolojik Düşünmek", sadece sosyoloji öğrenimi görenler için kaleme alınmış bir çalışma değil. Konuya ilgi ve merak duyan genel okurun da sosyolojinin anlamı ve işlevi, sosyolojide değişik tarzlar ve yaklaşımlar üzerine bilgilenmesini sağlayacak önemli bir kaynak kitap. Ama hepsinden önemlisi Bauman, gündelik ve toplumsal hayatımıza sosyolojik bir boyuttan bakmanın önemini; böyle bir bakışın kazandıracağı kavrayış zenginliğini; tektipliğin ve tamamlanarak donmuş görüşlerin değil, toplum yaşamında müphemliğin kabulüne dayalı bir düşünme tarzının, kısacası sosyolojik düşünmenin önemini ortaya koyuyor. Kitapta öne çıkarılan ve bu çalışmaya asıl anlamını kazandıran da, farklı perspektifleri ve gelenekleriyle, kuramsal tartışmalarıyla bir disiplin olarak sosyolojinin kapsamı ve tarihi üzerine açıklamalar olmaktan ziyade, işte bu bakışın ve düşünme biçiminin, "sosyolojik düşünme"nin kazandıracağı kavrayış çeşitliliği.

"Sosyolojik Düşünmek", akademik kullanım mantığına göre değil, "gündelik hayat mantığı"na göre düzenlenmiş bir kitap. Bauman, sosyolojinin inceleme konusu olan ikilik ve karşıtlıkları çokboyutlu bir bakışla irdeliyor: Birey olma ve toplum içinde var olma arasındaki bütünlük ile çatışma; toplumların ya da genel olarak insan gruplarının kendini ve karşıtını, daha doğrusu karşıtına göre kendini tanımlaması; birey ile grup, doğa ile kültür, millet ile devlet, birliktelik ile ayrılık, bireysel varlığını koruma ile ahlaki yükümlülük arasındaki çatışmalar, kitapta incelenen ikiliklerden bazıları.

Bauman, sosyolojinin daha genel olarak düşünürsek insanı, toplumu konu alan hiçbir disiplinin asla tamamlanmış, her türlü kesinliksiz ve müphemlikten arınmış bir bakış kuramayacağını belirtiyor. Zaten sosyolojik düşünmenin kişiye kazandıracağı en önemli yetenek de, hayatın hiçbir noktasında böyle bir kesinliğin mümkün olamayacağını, her türlü kesinlik iddiasının bir "yalan" olmaktan öteye geçmeyeceğini görebilmektir. Dolayısıyla hiçbir bakış tek başına kusursuz ya da ayrıcalıklı olamaz; hayata ilişkin değişik yorumların her biri, olsa olsa kavrayış bütünlüğümüze kendi zenginliğini katacaktır. Sosyolojik düşünmek, kesinliğe varacak bir yol sağlamak şöyle dursun, her türlü müphemliği çoğaltacaktır. ama müphemlikten korkmamak gerekir; dünyaya ilişkin gerçek bir kavrayış özgürlüğünün ve hoşgörünün temelinde bu müphemliğin, bakış zenginliğinin kabulü yatar; ba anlamda sosyoloji ve sosyolojik düşünmek, Bauman'ın sözleriyle ifade edecek olursak insanın "özgürlük davasına hizmet eder."
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 653 okur

  • Su Efsane Akpınar
  • Bayanköpekbalığı
  • Habib Çiçek
  • Aslı Kaya
  • Emine Yalçın
  • Elif Orhan
  • Toprak
  • Özge Koç
  • Burak Talha Dogan
  • Mehtap akyol

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.1
14-17 Yaş
%1.6
18-24 Yaş
%26.6
25-34 Yaş
%39.1
35-44 Yaş
%21.9
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.3
Erkek
%45.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.8 (51)
9
%25.1 (43)
8
%26.9 (46)
7
%9.4 (16)
6
%3.5 (6)
5
%0.6 (1)
4
%0
3
%1.2 (2)
2
%0
1
%0.6 (1)

Kitabın sıralamaları