1000Kitap Logosu
Ahmed Yasir Orman
Ahmed Yasir Orman
Ahmed Yasir Orman
TAKİP ET
Ahmed Yasir Orman
@yasirorman
Uludağ Üniversitesi- İşletme/Hukuk - Maliye Yüksek Lisansı
Erkek
171 moderatör puanı
325 kütüphaneci puanı
387 okur puanı
27 Eyl 2015 tarihinde katıldı.
330
Kitap
71
İnceleme
28
Alıntı
73
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Ahmed Yasir Orman
tekrar paylaştı.
Ahmed Yasir Orman
Martin Eden'i inceledi.
520 syf.
·
16 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Spoiler içerir. Jack London’dan daha önce Demiryolu Serserileri’ni okumuştum. Bu okuduğum kitapla yazara tam olarak bağlanamayınca Jack London benim için biraz geri plana gitmişti ta ki Martin Eden’i okuyana kadar. Martin Eden’i daha okumaya başladığım ilk sayfalarda artık Jack abimize üstad demeye başlamıştım bile. Martin Eden’de beni etkileyen sadece kitabın kendisi değil Martin Eden karakterinin ta kendisiydi. Düşünceleri, konuşmaları, azmi ile hep kendimi Martin’e yakın hissettim. Tabi bu yakınlık bir süre sonra Jack London’a kaymaya başladı. Ne de olsa romanın içindeki neredeyse çoğu olay kendi hayatıyla paralellik gösteriyordu. Bu paralellikleri dipnotlar yardımıyla açıklayan çevirmen Levent Cinemre’ye de ayriyeten teşekkür ederim. Bu dipnotları okurken romanın akışı bana göre hiçbir şekilde bozulmadı aksine Jack London’ı daha iyi anlayarak okumuş oldum. Martin Eden’de alt tabakadan birinin nasıl zorluklarla yazar olabileceğini görüyoruz. Martin direk alt tabakadan gelmiş, ömrünün çoğunu denizlerde geçirmiş 21 yaşında bir genç. Martin’in hayatı üst tabakadan olan 24 yaşındaki güzeller güzeli Ruth ile tanışmasıyla değişiyor. Daha doğrusu Ruth’un Martin’i evcil hayvan olarak görüp kendine göre şekillendirmeye çalışmasıyla değişiyor da diyebiliriz. Martin ilk başlarda tamamen Ruth’a yakın olabilmek için kendini edebiyat ve bilim alanında geliştirmek ve Ruth’a bakabilmek için para için yazmaya çalışsa da yazdıklarından yüklü bir şekilde para kazanmaya başladıktan sonra kendince bazı gerçekleri gördükçe Ruth’tan uzaklaşıp tamamen kendi düşünceleri içerisinde boğulmaya başlıyor. Martin’in kafasını yiyip bitirdiği düşünce şu: İnsanların çoğu onunla iyi yazıyor diye ilgilenmiyor, kendisi trend olduğu için ilgileniyorlar. İşte insanların sürüye ayak uydurma zorunluluğu hissettiği yüzünden bugün Youtube’a girdiğinde trend videolar bölümü, birbirinin kopyası saçmalıklarla dolu oluyor ya da insanların elinde sırf fazla sattığı için edebi değeri düşük veya yüksek olan kitapları görüyoruz ve de kendilerini bu kitapları çok beğeniyorlarmış gibi gözükme mecburiyetinde hissediyorlar. İşte bu durumu Martin fark ettiğinde işin içinden çıkılmaz düşüncelere kapılmış oluyor. Bir yıl önce kimsenin yüzüne bakmadığı Martin’i bir yıl sonra herkes el üstünde tutabiliyor. Üstelik bir yıl önceki Martin Eden ile bir yıl sonraki Martin Eden’in düşünceleri, yazdıkları kısacası ruhu değişmemişken. Tabi bu paragraftaki anlattıklarım her zaman geçerli olan bir şey değil. Hayatı boyunca hiçbir şey yapmayıp kendi fanusundan çıkmamış birinin insanların kendisini sallamayınca isyan etmesi saçmalıktan başka bir şey olmayacaktır. Bir şeyler ortaya koymak için çabalayacaksın ki insanlar tarafından değer görebilesin. Kitapta katıldığım bir nokta da bir kitabın ya da yazının fazla satmasını istiyorsan yapman gereken kurallardı. Bu kuralları Martin şöyle sıralıyordu: “1)Sevgililer birbirinden ayrılır. 2)Bazı zorlu mücadelelerden ve çeşitli olaylardan sonra tekrar bir araya gelirler. 3) Düğün çanları çalar.” Bu maddelere ufak rötuşlar yaptın mı gelsin satışlar. Ne de olsa yılda bu maddelerin ışığında yazılmış binlerce kitap piyasaya çıkıyor ve yılda belki 100 tane sadece bu tarz kitapları okuyan okurlar kendilerine kitap kurdu, kitapsız yaşayamam gibi laflar diyerek kitap okumayan insanları cahil olarak görebiliyorlar. Günde 12 saat çalışıp eve gelince televizyonu açıp Survivor izleyen ya da bir diziye tüm akşamını veren adama laf etmem asla. Ne de olsa tüm günün yorgunluğundan sonra eve gelince bu kişiden dünyayı kurtarmasını bekleyemezsin. Zaten kendisinin de ne böyle bir amacı vardır ne de izlediği program üzerinden o programı izlemeyenleri yaftalamaz. Kendi halinde ömrünü tüketir ve zararsızdır ama Martin’in maddelediği şekilde yazılan kitapları sadece okuyan bir insan çıkıp ben edebiyat aşığıyım, okumayan insanlar ölsün gibi laflar ederse orada bir durması gerek. Bu tip insanlar edebiyat aşığı değil sadece aşk kitapları okumayı seven bir bireydirler. Yaptıkları eylemi sadece eğlenmek için yaparlar. Sinemaya eğlenmek için bir Türk komedisine giden bir izleyiciden farkları yoktur ya da benim kahveye gidip arkadaşımla tavla oynamam arasında. Hatta ben tavla oynarken arkadaşımla vakit geçirdiğim için ondan bir tık öndeyimdir. Tabi kişi okuduğu kitabın yanını kahve ve güllerle süsleyip ardından foto çektikten sonra fotoğrafın altına en iyi arkadaşım kitaplar diye yazarken samimiyse bir şey diyemem. Şimdi yine Ruth olayına dönelim. Ruth Martin’le arkadaşlık yaparken yaptığı hal ve hareketler ne kadar doğruydu acaba? O dönem için üst tabakadan birinin hem de anne babası karşı çıkmışken alt tabakadan biriyle arkadaşlık yapması baya takdir edilmesi gereken durum. Buna bir lafım yok ama Martin’i sadece kendi istediği erkek modeline sokmaya çalışıp Martin’in hayallerine, yazdıklarına değer vermemesi takdir edilmesi gereken durumu biraz gölgeliyordu. Bir de gazetenin ilk sayfasında Martin’in sosyalistmiş gibi gösterilen yazı olayından sonra Ruth’un sorgusuz sualsiz ayrılma durumu var. Direk şimdi Ruth’a nasıl böyle bir şey yapar diye kızamayacağım. Çünkü o gün için gazetenin ana sayfasına bu tarz bir haberle çıkmak ayıp bir şeydi ve Ruth da ailesinden ötürü dışarı karşı iyi gözükmek istiyordu. (Günümüzde bir insanın ırkçılık yaptığı iddialarıyla gazetenin ilk sayfasına çıkması gibi) Ama Martin’le hiç konuşmadan sadece anne babasının görüşlerinden dolayı ayrılıyor olması da hiç hoş değildi ama bu durumdan sonra ayrılıyorsan ne diye Martin ünlü bir yazar oldu mu tekrar Martin’e dönmek için uğraşırsın ki? Martin’in kişiliği mi değişti? Yoksa yazdıkları daha mı güzelleşmişti? Hayır! O zaman neden? İşte Martin bu durumda kafayı yiyordu ve diğer insanlardan tiksinmek durumunda kalıyordu. Tabi Martin, Ruth’a diğer insanlardan daha az kızmalıydı. Ne de olsa onca yazdığımız soruna rağmen Martin’in elinde avucunda hiçbir şey yokken anne babasının onayı olmadan (Bunu iki defa yazıyorum çünkü Ruth için ya da o günün üst tabakası için aile çok önemli yerde) Martin’le evlenmek için sözleşmişti. Acaba Martin’in yerinde olsam ben ne yapardım açıkçası kestiremiyorum. Karar vermesi çok zor bir durum. İlk paragrafta demiştim Martin Eden’i kendime yakın hissettim diye. Bu yakınlık bazı yerlerde sanki Mrtin Eden’i kendimmiş gibi hissetmeme bile yola açtı. Sanki kendi yazdığım yazılar reddedilmiş gibi Martin Eden’le üzüldüm. Hele bir dergiden ilk büyük para olan 40 doları alınca Martin Eden kadar sevindim. Martin Eden benim için ömrüm boyunca her zaman farklı bir yerde olacak. Martin Eden kitaplarla 21 yaşında tanıştı ben ise 21 yaşında Martin Eden’le tanışmış oldum. Belki de bundan dolayı bu karaktere bu kadar kendimi yakın hissettim. Herkesin Martin Eden’i okuması dileğiyle… Şimdi biraz da Martin Eden kitabından aldıklarımla 1900’lerin ABD ekonomisine bakalım. 1 gemi bileti 10 cent En kral yerde kahvaltı yapmak 2 dolar Evinde yapacağın güzel bir kahvaltının maliyeti 15 cent Bir çamaşırhanede bir ay boyunca eşek gibi çalışmanın ücreti 30 dolar (ikinci ay 40 dolar alırsın) Bir bakkal dükkanı açmak 7000 dolara patlar. Bir çamaşırhane açmanın maliyeti 12000 dolar. Hizmetçi ya da uşağın aylık ücreti 35 dolar Bakkalda 5 dolardan fazla hesap açamazsın. 5 dolar da iyi müşteriler için. Martinin mantığına göre bu inceleme için herhangi bir dergi 20 dolar 82 cent verir. Bir insanın hayalleri error (pek para etmiyor) ahmedyasirorman.blogspot.com.tr/2017/05/martin-eden...
Martin Eden
9.2/10
· 39,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
41
Ahmed Yasir Orman
tekrar paylaştı.
1000kitap Bursa Okuma Grubu 40. Buluşma Haberi
Merhaba arkadaşlar, 25 Eylül 2021'de bizi bir araya getiren Tuğba Doğan'ın ilk romanı Musa'nın Uykusu oldu. Kitapta uzun uzun Musa'yı aradık ve Tuğba Doğan'ın düşünceden düşünceye sürükleyen kapalı anlatımında Zeliha'yı bulduk. Gruptan yükselen ortak ses ise "Kitap güzel ama bana hitap etmiyor cağnım 😌." oldu. Ahmed Yasir Orman 'ın poğaçaları ve Cansu Taşdemir 'nun çay/kahvesi muhabbetimize lezzet kattı. Ayrıca Cansu Taşdemir' ya bizleri güzel ofisinde ağırladığı için teşekkür ederiz. Önümüzdeki ay için; Albert Sanchez Pinol'ün Soğuk Deri'si ve John Milton'ın Yitirilen Cennet'i kıyasıya yarıştı ve kazanan Yitirilen Cennet oldu. hizliresim.com/a2z4f73 hizliresim.com/lninqol hizliresim.com/a2z4f73
2
11
Ahmed Yasir Orman
tekrar paylaştı.
1000kitap'ın "Takdir Edilmesi" Gereken Yönleri
Genelde -bazen ben de dahil olmak üzere- 1000kitap'ın eksikliklerini yazıyoruz. Zaten genelde öyledir, her zaman eksiklikler için konuşulur fakat olumlu şeyler takdir edilip alkışlanmaz pek bizim memlekette. Fakat takdir etmeyi de çok seven birisi olduğum için bu ileti bunun hakkında olacak. - Kitapların okuma durumlarının içine girildiğinde her kitaba sayfalarca özel not alabilme özelliği MUH-TE-ŞEM. Hala bana "Kitaplar için nasıl not alabilirim?" diye soranlar oluyor, her kitap için "Özel Notunuz" kısmını kesinlikle keşfetmelisiniz. - Dışarıda bir arkadaşımla muhabbet ederken tam hatırlayamadığım bir kitap alıntısını birkaç saniye içerisinde buradan bulabiliyorum. Bir deftere yazsam o alıntı defterde kalır giderdi fakat burada bu imkan her zaman var. - Kitap arkadaşlıkları. Bu kısmı çok açıklamama gerek yok herhalde. Seçici olup takip listenizi nitelikli insanlarla belirlediğinizde kitap arkadaşlıkları kurmamanız için önünüzde hiçbir engel yok. - Eskiden burada yazdığımız kitap incelemeleri 3-5 kişiye ulaşırken şimdiki 1000kitap algoritması sayesinde çok daha fazla kişiye ulaşabiliyor olmamız. - Yeni algoritma sayesinde incelemeleri tekrar paylaşmanın artık pek bir önemi yok, çünkü zaten 1000kitap o yazdıklarınızı sizi takip edenlerin önüne tekrar tekrar çıkarıyor. Yani eski 1000kitap incelemenizin üstünde çok durmazdı, fakat yeni 1000kitap o incelemenin mutlaka okunmasını istiyor. - Eskiden "Gönderi İstatistikleri" denen bir bölüm yoktu, artık var ve iletilerinizin, incelemelerinizin kaç kişi tarafından görüntülenip etkileşim aldığını görebiliyorsunuz. - Google'da "X kitap yorumu" diye aratıp X'in yerine herhangi bir kitabı koyduğunuzda 1000kitap her zaman en başlarda çıkan site oluyor artık. Bu hem karşılıklı bir fayda süreci sağlıyor hem de sizi hiç tanımayan biri sizin yazdıklarınızla duygu kartelasını genişletebiliyor. Bu da yıllardır kesintisiz olarak devam eden bir çalışmayla ve emekle mümkün olabilirdi ancak. - Takdir edilesi bir yön olarak sayılabilir mi bilemiyorum fakat ben hala bu siteyi kuran kişiyle birebir olarak site sorunlarını konuşabilme özelliğine hep şaşırıyorum. Düşünsenize Twitter'da Jack Dorsey'e ya da Instagram'da Mark Zuckerberg'e sorunlarınızı yazabiliyorsunuz, onlar da sizi dinliyor :d Oralarda böyle bir şey mümkün değil fakat burada bu mümkün. Sizlerin de eklemek istediği şeyler var mı bu listeye? Eğer varsa yorum olarak yazabilirsiniz. Aklıma geldikçe bu listeye ekleme yapacağım. Emekleriniz için her daim teşekkürler Hacı Seydaoğlu
23
808
126 syf.
·
8/10 puan
36 yaşında bir kadın. İsmi Keiko Furukuro. Toplum tarafından normal olarak gözükmeyen birisi. Çünkü 18 yıldır bir markette yarı zamanlı kasiyerlik yapıyor ve de bu zamana kadar hiç evlenmemiş. Topluma göre tamamen anormal insan. Derhal bu kadını birisi düzeltmesi lazım! Her gün yüzüne bağıra bağıra öğütler verilmeli. Evlilik anlatılmalı, çocuk sahibi olmanın önemi anlatılmalı. 36 yaşına gelip hala yarı zamanlı bir işte çalışmaması gerektiği ile ilgili öğütler verilmeli. Böylece o insan toplumun dayattığı normal insan profiline belki de ulaşabilir. Ama burada sorulması gereken asıl soru şudur? Normal olan nedir? Çoğunluğun yaptığı şeyler normal midir? Eğer böyleyse Hitlerin döneminde Almanya baya normaldi. Ne de olsa halkın çoğunluğu yapılanları destekliyordu. Kimse şuan o toplumun yaptıklarını normal olarak görmüyorsa pekala normal olanı bulmak için çoğunluğa bakmak her zaman doğru olmayabilir. O zaman normal olanı nerede aramalıyız? Belki de normali aramaya çalışmak saçmadır. Ya da her şeyin hızla değiştiği bir dünyada normal olan bir şey yoktur. Böyle ise gelen sorulara verilebilecek en güzel cevap şudur: -36 yaşındasın ve evlenmemişsin. Gecikmeden evlenmelisin. +SANANE -36 yaşındasın ve hala markette yarı zamanlı çalışıyorsun. Daha düzgün bir iş bulmalısın. +SANANE Şu ana kadar yazdıklarımdan az buçuk kitapla ilgili bir şeyler çıkarmışınızdır. Başka incelemeleri de okursanız herkes insanlara dayatılan normalleri çok da güzel eleştirmiş. Eeee hepimiz eleştiriyorsak kim ulan bu öğüt verenler, sürekli soru soranlar? Hepimiz insanları pekala yargılıyoruz. Yargılarken de hep bazı mantıklı düşündüğümüz sebeplerin arkasına sığınıyoruz. Nedense hep karşımızdakinin iyiliğini düşünüyoruz. Aaaa böyle giyinilir mi? Kış ayında üşütüceksin. Evlenmelisin. Yoksa yaşlılığında çok yalnız kalırsın. Çok şişmansın. Böyle devam edersen sağlığını bozarsın. Kitapta ise başta bu yargılama durumunu çok güzel gösteriyor. Her okuyan yeter ama rahat bırakın kızı derken yazar işi biraz daha ileri boyuta getiriyor ve toplum tarafından daha da anormal olarak gözüken şeyleri gözümüze sokmaya çalışıyor. Eminim çoğu kişi bu sayfaları okurken “Ehh tamam kızım. Farklılıklara saygı duymaya çalışıyoruz ama bu da biraz fazla değil mi?” demeden edemiyordur. Sonuç olarak yargılıyoruz ama. Hatta Keiko Furukuro’nun tanıştığı toplum tarafından anormal diye tabir edilen bir erkeğin şu sözlerine bakalım: “"Söylemesi kolay. Sadece evlenmek lafların kesilmesine yetmez. Kadın değilim ki ben. Topluma karışmamışsan işe gir derler, işe girince daha fazla kazan derler, diyelim ki kazandın, evlenip çoluk çocuğa karış derler. Sürekli dünyanın cezalandırılmasına maruz kalırsın. Kadınların işi kolay, aynıymışız gibi konuşma." Evet söylediklerinde haklılık payı var. Ama buradaki karakter çalışmayı reddedip Furukuro’nun evinde bedava kalıp yiyip içiyordu. Üstelik Furukuro ile önceden bir tanışmışlığı yok. Bu durumda da eleştirmeli miyiz yoksa onun hayatı böyle mi demeliyiz? Hatta bu durumdan Furukuro da memnun gözüküyor. O zaman her ikisi de memnunmuş bana ne mi demek lazım? Yoksa dur yahu bu kişi Furukuro’nun saflığından yararlanıyor deyip olaya müdahale mi etmeliyiz? Kısaca birinin yaşamına karışma hakkını kendimizde bulmak için sınır ne olmalı? Tabi her farklı olana saygı duymaya çalışmak yanlış olur. Günümüzde bazı insanlar tembelliklerine bir kılıf uydurmaya çalışıyorlar. Kolay yoldan para kazanabilmenin peşinde çoğu kişi. Bu durumdaki insanların da yaptığı hareketleri doğal karşılamamak gerek. Örnek verecek olursak eğitim sistemimiz kabul edelim çok kötü. Acaba daha çarpma ve bölmeyi bile yapamayan insan sistem kötü, ben farklıyım, kafam matematiğe çalışmıyor diye işin içinden sıyrılabilir mi? Temel düzeyde bir şeyi bile yapamayan kişinin eleştirmeye ne hakkı var? Ya da yukarıdaki alıntıdaki lafları söyleyen kişinin sistemi, düzeni eleştirmeye ne hakkı var? Pekala sen tembelsin, ve de birilerin sırtından hayatını sürdürmeye çalışıyorsun. Artık senin hareketlerin toplum sorunu haline dönüşmüşken niye herkesin hayatı kendine diye bir söylemde bulunalım ki? Aman bu cümleler uzar gider bu yüzden bu kısmı burada noktalıyorum. Son söz Kitabın dili aşırı sade. Hiç bölümlere ayrılmamasına rağmen hiç kopmadan kitabı rahatlıkla okuyabildim. Son kısımlarını pek beğenemedim onun dışında kitap güzeldi. Pek fazla Japon edebiyatından kitap okumamış biri olarak da güzel bir deneyim oldu benim için. Hacimli bir kitap olmadığı için Kasiyer’i bir güne rahatlıkla bitirebilirsiniz. Herkese bol okumalı günler dilerim.
Kasiyer
7.2/10
· 1.203 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
"Söylemesi kolay. Sadece evlenmek lafların kesilmesine yetmez. Kadın değilim ki ben. Topluma karışmamışsan işe gir derler, işe girince daha fazla kazan derler, diyelim ki kazandın, evlenip çoluk çocuğa karış derler. Sürekli dünyanın cezalandırılmasına maruz kalırsın. Kadınların işi kolay, aynıymışız gibi konuşma."
2
"Herkesin hizaya girmesi gerekiyor. Neden otuzlu yaşların ortasında yarı zamanlı çalışıyorsun? Neden bir kez bile aşk yaşamadın? Cinsel deneyiminin olup olmadığını bile sıradan bir şeymiş gibi sormaya kalkarlar. Parayla yaptığın eğlenceleri sayıya dahil etme gibi lafları bile gülerek eder o tipler. Kimseyi rahatsız etmediğim halde, yalnızca azınlıkta kalanlardanım diye herkes yaşamımın ırzına geçiyor."
8