Thetis’in Penceresi

Thetis’in Penceresi
@thetis
22 kütüphaneci puanı
183 okur puanı
Ekim 2012 tarihinde katıldı
Sabitlenmiş gönderi
Her şey benden önce olmuşsa, bana olacak bir yer, durum kalmıyor muydu?
Reklam
Ayrıntılarımsız yokum, lekemsiz olamam. Pis de olsa bir lekenin beni işaretlemesi fark edilmeden bir balık gibi suyun yüzünde ölümümü görmemi engellemez mi? Farklı insanları ve farklı olmakları yaşamasam yokluğumla yüz yüze gelmez miyim?
Anlayamamanın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıyorum.

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
Hiç gözünü aynaya dikip tam gözbebeğinin içinde kendine baktın mı hiç? Yani uzunca bir süre ve çok yakından demek istiyorum. Kim kimdir? Bakan ve gören mi, yoksa bakıp gördüğün mü sensin? İkisinin de aynı olduğunu biliyorsun, öyle mi? Bu seni rahatlatıyor tabii. Yok yok öyle kaçma, ısrar et bakmakta…Kendi deliğinden kendine bakmak niye bu kadar zor ki? İçindeki deliyi görebilirsin oradan oysa; çılgınlığını, çıldırabilmeyi, çıldırabilmenin olasılığını, çıldırmanın yakınlığını görebilirsin.
Aklıma gelenleri kovmak o kadar zor ki. Neye benziyor biliyor musun? Sanki binlerce sinek üstüme konup konup kalkıyor.
Reklam
Niye diye sorduğum her şeyin cevabı varsa eğer niye sorayım ki, cevapsızlığın içinden geçen yolun keyfine eremeyeceksem.
Odasının sıvısız duvarlarında tuğlaların dizilişi gibiydi belki her şey, öyle dizilmeleri gerektiği için öyle dizildiklerinin farkında olmayan bir sürü kırmızı dikdörtgen surattı önceleri… Oysa geçmişte kalanın aksine şimdi her biri birlikteliğin devamını sağlayacak girinti, çıkıntı, kırık, sıva parçası, kir, örümcekağı, pas… Artık bir tek hüzünlü surata dönüşmesine neden olabilecek parça, kıvrım, sızı, anı… Rabel, kiremit rengi sızısını duvardan sıyırıp bahçedeki ağacın dalına astı ve amansız zamanın izini tersine sürmeye başladı.
Rabel, sürahiye sözcükleri doldurdu. Buz ekledi üstüne ve dondurdu. Şimdi yavaşça çözülen sözlerden duygular eriyerek islaacak kalemini. Belki de sadece sırasız bir eklenmelerdi dedi, belki hepsi gerekliydi, olmak zorundaydı dedi.
On üçüncü kattan atlamış, zaten görenler uçak gibiydi diyorlar. Ellerini iki yana açmış, kanatlı gibiymiş. Düştüğünde parçalanmış bedeninin orta yerinde, giydiği tulumun cebinden bu kara kutu çıkmış.  Kara kutuya “düşüş nedeni“ diye şu notu yazmış: “Pervaneme kuş girdi çıkaramadım.“
Reklam
Gözlemci sıfatımızla oyundaki her şeyin daha önce yapılmış, daha önce hissedilmiş, daha önce koklamış olduğunu, bebekle annenin birliğine dair özgül simgeler (geçiş nesneleri) ortaya çıktığında da bu nesnelerin yaratılmış değil dışardan alınmış olduğunu kaydeder. Ama bebek için (anne doğru koşulları sağlayabilirse) hayatının her ayrıntısı yaratıcı yaşamanın bir örneğidir. Her nesne “bulunmuş“ bir nesnedir. Bebek kendisine fırsat tanındığında yaratıcı bir biçimde yaşamaya, üzerlerinde ve sayelerinde yaratıcılığını göstereceğini nesneleri kullanmaya başlar. Bebeğe bu fırsat verilmezse, o zaman bebeğin oyun oynayabileceği ya da kültürel deneyim yaşayabileceği hiçbir alan yok demektir; bunun sonucunda da kültürel mirasla hiçbir bağlantı kurulmaz ve kültür havuzunda hiçbir katkıda bulunulmaz.
Sayfa 140
… eril öğenin nesneyle ilişkisi ayrılmışlığı gerektirir. Ben örgütlenmesi ortaya çıkar çıkmaz bebek nesneye ben olmama ya da ayrı olma niteliğini yükler ve hayal kırıklığından kaynaklanan öfke de dahil olmak üzere id’ini çeşitli biçimlerde tatmin eder. Dürtü tatmini nesnenin bebekten ayrılığını pekiştirir ve nesnenin nesneleştirilmesine yol açar. Bundan sonra eril öğe tarafında özdeşleşmenin karmaşık zihinsel mekanizmalara dayanması gerekir; ortaya çıkmaları, gelişmeleri ve yeni bebeğin donanımının bir parçası haline gelmeleri için zaman tanınması gereken zihinsel mekanizmalardır bunlar. Ama dişil öğe tarafında özdeşlik zihinsel yapıya o kadar az gerek duyar ki bu birincil özdeşlik çok erken bir dönemden itibaren görülen bir özellik olabilir ve salt var olmanın temeli (söz gelimi) doğumdan ya da öncesinden ya da hemen sonrasında veya zihnin işleyişinin olgunlaşmamışlık ya da doğum sırasında beyinde oluşan bir hasar yüzünden ortaya çıkan engellerden kurtulmasından itibaren atılabilir.
Sayfa 115
… Var olma duygusu bir olma fikrinden önce gelir, çünkü henüz ortada özdeşlikten başka hiçbir şey yoktur. İki ayrı kişi kendini bir hissedebilir, ama benim incelediğim yerde bebek ve nesne birdir. Birincil özdeşleşme terimi belki de tam bu anlattığım şey için kullanılmıştır; zaten ben de burada bu ilk deneyimin sonraki bütün özdeşleşme deneyimleri için ne kadar hayati bir önüme sahip olduğunu göstermeye çalışıyorum.
Sayfa 114
İnsan yavrusunun gelişiminde ben oluşmaya başlarken katıksız dişi öğenin nesne ilişkisi adını verdiğim şey belki de bütün deneyimlerin en basiti olan var olma deneyimini kurar. Burada kuşaklar arasında gerçek bir süreklilik görülür; var olmak kadın ve erkeklerdeki, kız ve erkek bebeklerdeki dişil öpe yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılır.
Sayfa 114
Görüyoruz ki bireyler ya yaratıcı bir biçimde yaşayıp hayatın yaşamaya değer olduğunu hissediyorlar ya da yaratıcı bir biçimde yaşamayıp yaşamanın değerinden şüpheye düşüyorlar. İnsanlardaki bu değişken, doğrudan doğruya her bebeğin yaşam deneyiminin başında ya da ilk dönemlerinde ki çevre koşullarının niteliği ve niceliği ile bağlantılıdır.
Sayfa 103
Yeterli bir beyin kapasitesi, onu yaşayan ve topluluğun hayatında rol alan bir kişi haline getirmeye yetecek bir zekası olduğu takdirde, birey hasta olmadığı ya da yaratıcı süreçlerini boğan çevre faktörleri tarafından engellenmediği sürece olup biten her şey yaratıcıdır.
Sayfa 99
1.658 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.