8/10
sevgili kitap kulübümüz ile okuduğumuz kitap. çok uzun zaman oldu tabi okumamız ancak ben henüz bitirebildim. sanırım yine bir klasik sendromu. iyi yazarları, eski kitapları okurken istemsiz bir zorlanıyorum. ondan sebep bu kitapta bende biraz süründü. genel olarak bakacak olursak, Victor Hugo'nun yazdığı Türkçe'ye Volkan Yalçın'ın çevirdiği iş bankası yayınlarından 77 sayfa olan bir kitaptır. dili sadedir. insanı çok yormuyor. (tabi benim klasiklere karşı fobim olduğundan bu durumu ancak bitirince idrak edebildim.) monolog tarzında ilerliyor. idam mahkumunun, dününe, bugününe, iç sesine, olmayacak yarınına konuk oluyoruz. bazen sayfalarca sürüyor bir gün, bazen 3 satır. oturup kenardan bakıyoruz öylece, bitmekte olan bir yaşama. benim şahsi düşünceme göre ise, takibi biraz zor olan bir kitap. içselleştirmek zor. idam mahkumu ise, bir nevi suçlu. suçlu ile empati kurmak ise, insanilik mi yoksa işlenilen suça karşı saygısızlık mı emin olamıyorum. ancak kitabın güzel yanı, suçu asla bilmiyoruz. belki gerçekten suçlu, belki sadece iftira. bunu da bilmiyoruz. bu nedenle de taraf olamayacak kadar soyut bir suça yakın olmaktansa, suçlunun çektiği acıya empati duyuyoruz. bu da yazarın neden klasikleştiğini tekrar hatırlatıyor tabi ki. her ne olursa olsun, ölüm saatini bile bilerek yaşayan bir insanın, bu en adi suçtan hüküm giymiş olan bir insan dahi olsa, son dakikada o en ilkel dürtümüz olan, yaşamak isteğine karşı duramayacağı gerçeğini karşımıza bırakıveriyor kitap. ne iyi yapıyor.
Bir İdam Mahkumunun Son GünüVictor Hugo · Dekalog Yayınları · 2020152,8bin okunma
!Spoiler içerebilir!
7/10
·80 syf.··
2026 9. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 00:42
Yüce Tanrı Pan !Spoiler Olabilecek Bir İnceleme! İthaki'nin karanlık kitaplık dizisini seviyorum. Genel olarak okurken beni hem yormuyor hem de kısa sürede bitiyor ve kitap bitirdiğim için de beni mutlu ediyor. Bu kitap için de tabii bazı olumlu ve olumsuz düşüncelerim var. Bunlar da şöyle: Olumlu Yanlar 1) Çeviri kalitesi ve yazım hatasının olmaması. Bunlar okuma zevkini yukarıya taşıyan esas unsurlardandır benim için. Her ne kadar çeviri iyi olsa da bazı okurlar için buraya bir not düşmek istiyorum: kelime tercihinde bir nebze eski kelimelere yer verilmiş.(müreffeh,müphem,ebleh vb) Daha önce Gurur ve Önyargı kitabının incelemesinde bahsettiğim gibi bu kelimelerin, sözcük darağacımızı geliştirdiğini düşüyorum. Ve bu kitapta laf kalabalığı olmadığından ötürü eski sözcükler bizi yormuyor aksine öğrenme zevki veriyor. Bu nedenden ötürü olumlu bulduğum yanlardan bir tanesi olarak bahsedebilirim. 2) Dilinin akıcı olması. Zaten 77 sayfalık bir öykü ve 8 bölümden oluşuyor. Hızlıca okunuyor. Kafanız doluyken de okuyabilirsiniz çünkü ekstra uzun betimlemelere ya da karakter tahlillerine girmiyor. Sadece olayları anlatıyor bu açıdan da günlük hayatta, iş temposunun kısa molalarında tercih edilebilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. 3) Sonunda beklemediğiniz bir olay oluyor ve kitap boyunca aklınızda olan fikrin aslında yanlış olduğunu görüyorsunuz. Beklediğiniz bir son oluyor ama o sonda hiç tahmin edemeyeceğiniz bir ayrıntı da ortaya çıkıyor. Bu açıdan benim hoşuma gitti. Olumsuz Yanlar 1) Evet güzel bir hikayesi ve sonu olmasına rağmen kitap için Stephen King'in şu düşüncesine katılamıyorum. "Yazılmış en iyi korku öykülerinden biri. Belki de en iyisi." Çünkü okurken sadece bir kısımda tüylerim diken diken oldu. Onun dışında merak ettirse bile kitabi elinizden bıraktırmaz
1000Kitap
Yüce Tanrı PanArthur Machen · İthaki Yayınları · 20181,651 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
9/10
·384 syf.··
2026 27. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 21:16
Büyükannem Size Özürlerini İletmemi İstedi; 7 yaşında bir çocuğun penceresinden birbirinden farklı karakterleri, kişilerarası ilişkileri, kayıp duygusunu, yalnızlığı, farklı olana duyulan tahammülsüzlüğü, ölüm olgusunu, ayrılığı, dostluk algısını ve daha pek çok unsuru; hem güldürerek hem de ağlatarak yansıtan, samimi ve yalın anlatımı ile çok sevdiğim bir kitap oldu. Gerçekliğin o sert ve acı yönlerini bir masal diyarı üzerinden aktaran, çılgınlığıyla sınırları zorlayan ama bir o kadar da derin bir büyükanne ve zeki, anlaşılmadığı için yalnızlaşan torunu Elsa, hikâyenin merkezinde yer alıyor. Elsa 7 yaşında; yaşıtlarından farklı yapısı nedeniyle zorbalığa uğrayan, yalnız bir çocuktur. Büyükannesi ise 77 yaşında; çevresi tarafından yadırganan, beklenmedik davranışlarıyla eleştirilen ama aynı zamanda son derece eğlenceli ve özgün bir kadındır. Elsa ve büyükannesi, Uyur Uyanıklar Diyarı’nın birbirinden farklı duygular barındıran topraklarında, buluttan hayvanların üzerinde yolculuk yapar ve o diyarın sakinlerinin hikâyelerini anlatırlar. Büyükanne ile hayat, her haliyle bambaşkadır. Düzenli ve katı komşuları Britt-Marie’yi paintball tabancasıyla vurmaktan, herkesin çekindiği köpek Devşah ile bağ kurmaya kadar uzanan bu tuhaf ama eğlenceli dünya; bir gün büyükanne gidince yerini bambaşka bir yolculuğa bırakır. Elsa’ya, apartmandaki tüm komşulara ulaştırması için bırakılan mektuplar; onu insanların görünmeyen yüzleriyle tanıştırır. Elsa bu süreçte; kimsenin görmediği ürkütücü Canavar’ı, taksi şoförlüğü yapan Alf’i, siyah etekli Ayyaş olarak anılan kadını, katı kurallarıyla herkesi bezdiren Britt-Marie’yi, kurabiye yapmayı seven Maud ve kahve tutkunu eşi Lennart’ı, sendromlu bir çocuk ve onun çekingen annesini ve en önemlisi kendi annesini daha yakından tanır. Böylece,
Büyükannem Size Özürlerini İletmemi İstediFredrik Backman · Kairos Kitap · 2025203 okunma
Puan vermedi·152 syf.·
2026 76. kitabı
“__İnsana da, insanlığa da düşmanım ben. Sana gelince', keşke köpek olaydın da Birazcık olsun sevebileydim seni!”__(s.77) Bu alıntıyla öfkeyle birlikte derin bir hayal kırıklığının dışa vurumu olarak karşımıza çıkarıyor, Timon’un geldiği noktayı değil, nasıl o noktaya sürüklendiğini anlatıyor. Bir zamanlar insanlara güvenen, veren, paylaşan birinin, aynı insanlardan gördüğü vefasızlıkla içten içe nasıl değiştiğini daha ilk satırda hissettiriyor. William Shakespeare, Atinalı Timon eserinin tonunu bir replikle kuruyor, sevginin nefrete dönüşebileceğini, insanın kırıldıkça sertleştiğini anlatmaya başlıyor. Oyunu ilk başlarda oldukça parlak ilerliyor. Timon herkese veren, insanları etrafında toplayan dostlukla beslenen bir karakter olarak kuruyor. etrafındaki insanların çoğu onun cömertliğinden besleniyor gerçekten bağlı kalmıyor. Apemantus’un “Övülmek isteyen övenden daha değerli değildir.” sözü daha baştan bu düzenin sahte olduğunu hissettiriyor. Zamanla Timon’un parası tükeniyor ve o kalabalık yavaş yavaş dağılıyor. İşte kırılma tam burada başlıyor. Bir zamanlar sofralar kurduğu insanlar ona sırtını dönüyor. Bu noktadan sonra oyun bir çöküşten çok, bir dönüşüme evriliyor. insana olan inancını tamamen kaybettiğini gösteriyor. İnsan verdiği kadar değer görmediğinde kırılmıyor sadece değişiyor da Timon’un yaşadığı şey bir hayal kırıklığından öte, insanlığa karşı duyduğu derin bir öfkeye dönüşüyor. Shakespeare hikayeyle dostluk kavramını sorguluyor. Gerçek dostlukla çıkar ilişkisi arasındaki farkı gösteriyor. İnsanların iyi gün dostu olduğunu, zor zamanlarda geriye pek bir şey kalmadığını net bir şekilde hissettiriyor. Okurken sahneler keskin bir şekilde değişiyor. Kalabalık ve canlı ortam yerini birden sessiz ve karanlık bir atmosfere bırakıyor. Bu geçişleri
Bercesteden
Atinalı TimonWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,325 okunma
Öteki kaybolunca, kendini de kaybediyorsun
Puan vermedi·92 syf.·
2026 34. kitabı
(ya da en azından kafan karışıyor) Han'ın kitaptaki genel derdi bu: Bizim ötekini kovdukça, aslında kendimizden de bir şeyler kovduğumuz. Asıl ihtiyacımız olan ise diyor: Ona sarılmak, onu dinlemek, onunla karşılaşmak... Bu kitaba "Ötekine Sarılmak" deseydi daha mı çok dikkat çekip okunurdu acaba? Okuma oranlarının oldukça düşük olduğunu görünce benim düşünce :) Ama ne yazık ki, kitabın adı da yerli yerinde: Biz ötekini kovuyoruz. Her gün biraz daha uzağa, biraz daha uzağa… Bir şeylerin sayısal karşılığını görmek refleks olmuş, bu kitapla alakalı diyeceğim de şu ki: 88 sayfa / 77 alıntı. Bu kitap, bu yıl okuduklarım arasında en fazla alıntı paylaştığım kitap – şimdilik. Ve bu kitabın hepimize dokunan bir konusu olması nedeniyle enerjimi dibine kadar kullandım ve paylaştım – çoğunu :) Çünkü bence hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz: Aynı yalnızlığı, aynı "kimse beni gerçekten dinlemiyor" hissini, aynı ekran bağımlılığını, aynı tükenmişliği. Han'da bunları anlatıyor zaten. Ve Yorgunluk Toplumu'ndan sonra bu kitabı okumak çok iyi oldu. Çünkü ikisi birbirini tamamlıyor. İlki "kendimizle neden bu kadar yorulduğumuzu" anlatıyordu: performans baskısı, "yapabilirsin" tuzağı, kendi kendini sömürme. İkincisi ise "öteki olmayınca neden daha da yorulduğumuzu" anlatıyor: aynılık cehennemi, bakışsızlık, dinleyememe. Yani Yorgunluk Toplumu'nda hasta olan bireydi, Ötekini Kovmak'ta hasta olan ilişki. İkisi birleşince ortaya çıkan: Kendini sömüren birey, aynı zamanda ötekini de kovuyor. Han çok sık kaynaklara başvuruyor: Lacan, Heidegger, Lévinas… Yer yer dili dolambaçlı. "Ne diyor bu adam?" diye aynı paragrafı üç kez okuduğum oldu. Ama sonra sade ve çarpıcı cümlelerle toparlıyor… "Sen gel okuyucum, ben seni kaybetmek istemiyorum" diyor gibi. Anlaşılıyor ve düşündürüyor yani. Bazı bölümler
Alıntı
Ötekini KovmakByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024699 okunma