• 64 syf.
    ·2 günde·7/10
    MArtin Eden'in kalemini seven çok seviyor, lakin benim gibi bazı kişiler de ortalama buluyor. Bana hitap konusundan bahsediyorum daha doğrusu. Çok fazla betimlenenin olduğu ve konuşma metinlerinin olmadığı hikayeler beni yoruyor. Bu yüzden kitaba çıtır çerez diyemiyorum. Çünkü biraz yorucu bir kitap. Ama kesinlikle okuyun derim. Fiyatı uygun ve içerisinde yaşam mücadelesi veren 3 kişinin hayatı ayrı ayrı hikayelerde anlatılıyor. Zorda kaldı mı insanın yapacağı hamlelerin aslında günlük hayatta iğrenç olması bilinir. Bu kitapta da zaruri durumdaki insanların çabalarını sadece yaşamına devam etmek için tüm yolların mübah olmasıyla beraber denemeler yapıyorlar. Açıkçası ilk hikayeyi okurken Muş' günlerim aklıma geldi. Nefes verdiğim zaman sakalımda kıralaşma olduğu gün bilirim. Kırt kırt kırılırdı :D İlk hikaye bunu bana hatırlattı hoş bir detay oldu benim için. Onun dışında güzel ve merak ettirici hikayeler. Niye 8 yerine 7 verdim. Çünkü dediğim gibi 55 sayfa olmasına karşın betimlemeler yüzünden biraz yoruldum. ondan 7 verdim yoksa betimleme seven biriyseniz belki 8 hatta 9 bile verebilirsiniz.
  • Neden dualarımız kabul olmuyor??
    🕯📖🕯📚
    Zâhid İbrahim Edhem’e sorarlar:
    - Neden duâmız kabûl olmuyor?
    - Ey Basra halkı, 'hâlinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duâsı kabûl olmaz' der.

    Halk sorar:
    - Ne türlü günahlarla kalbimiz ölmüş?
    Büyük Velî 10 tane günah sayar. Bunları da şöyle sıralar

    1- Allah’ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerini tanımıyorsunuz

    2- Kur’ân-ı Kerîm’i okuyorsunuz, ama muhtevâsıyla amel etmiyorsunuz

    3- Hz. Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama yaşamınızda göstermiyorsunuz

    4- Şeytânın düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz, ama onunla dostluktan aslâ geri kalmıyorsunuz.

    5- Cenneti sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama ona lâyık bir amel işlemiyorsunuz.

    6- Cehennemden korktuğunuzu iddia ediyorsunuz, ama ona götürecek fiillerden geri kalmıyorsunuz.

    7- Ölüm haktır diyorsunuz, lâkin ölüme hiç hazırlık yapmıyorsunuz

    8- Din kardeşinizin ayıbı ile uğraşıyor, ayıbınızı hiç görmüyorsunuz.

    9- Allâh’ın lütfettiği nimetleri bolca tüketiyor, hiç şükretmiyorsunuz.

    10- Ölülerinizi gömüyorsunuz, bir gün gömüleceğinizi düşünmüyorsunuz.
  • DİLİMİZE YERLEŞMİŞ 10 İSTANBUL DEYİMİ

    1. ÜSKÜDAR’DA SABAH OLDU
    Üsküdar’da deniz kıyısındaki Valide Sultan ve Mihrimah Sultan camilerinin müezzinleri, karşı tarafta yaşayan padişaha seslerini duyurabilmek ve ondan ihsan alabilmek, belki saray müezzinliğine yükselebilmek ümidiyle sabah ezanlarını mutlaka Beşiktaş’taki cami müezzinlerinden önce okurlarmış. Bir şeyin zamanını geçirmek, geç kalmak anlamında bugün dahi kullanılmakta olan “Üsküdar’da sabah oldu” deyimi vaktiyle aynı hat üzerinde olmalarına rağmen Üsküdar’ın Beşikta’tan önce okunan sabah ezanlarından kaynaklanmıştır.
    2. MARMARA ÇIRASI GİBİ TUTUŞMAK
    Eskiden ocak, soba veya mangalda ateş yakabilmek için çıralar kullanılır, bu çıralar ise çarşılarda tutam halinde satılırdı. Aniden parlayanlar, öfkelenenler için kullanılan bu deyim, sakızlı çam ağaçlarıyla meşhur olan Marmara Adası’ndan toplanan, reçinesi bol olduğu için kolay yanan çıralardan doğmuştur.
    3. KABAK BAŞINDA PATLAMAK
    Su kabaklarının içleri oyularak şişe gibi kullanıldığı yıllarda, Galata meyhanelerinde içleri şarap dolu kabaklar sıra sıra vitrine dizilir; isteyen külhanbeyi hangi kabağın ipini keserse onu alır ve bitirmeden yerinden kalkmazmış. Meyhaneye yapılan baskınlarda zabıtalar ve bekçiler tarafından mekandaki küpler ve fıçılar devrilir, sıra sıra asılmış şarap kabakları da meyhaneci ve araya giren müşterilerin başında patlatılırmış.
    4. DİNGONUN AHIRI
    İstanbul’da ulaşım için atlı tramvayların kullanıldığı yıllarda, iki at ile çekilen tramvaylara, dik Şişhane yokuşunu çıkabilmesi için fazladan atlar koşturulurdu. Azapkapı’da tramvaya eklenen takviye atlar, Taksim’de Dingo isimli bir Rum vatandaş tarafından işletilen ahırda dinlendirilir, sonra tekrar Azapkapı’ya götürülürlerdi. Gün içinde sürekli atların girip çıktığı ahırın bu durumu dolayısıyla, girenin çıkanın belli olmadığı yahut her önüne gelenin girip çıkabildiği yerler için bu deyim kullanılmıştır.
    5. GOYGOYCULUK YAPMAK
    Vaktiyle Muharrem ayında ilahiler okuyarak kapı kapı dolaşıp dilenen tarikat mensubu dilencilere goygoycu adı verilirdi. Bu kişiler, Muharrem ayından iki gün önce Üsküdar’daki tekkelerine giderek şeyhlerinin yanında toplanır ve buradan dörder beşer kişilik gruplar halinde semtlere dağılırlardı. Muharrem’in birinci gününden onuncu gününe kadar sokaklarda ilahiler okuyarak dolaşan goygoycular, gülbank çekerler ve durdukları kapının önünde dua ederlerdi. Günümüde bu deyim gevezelik, boşboğazlık yapmak anlamında kullanılmaktadır.
    6. ÇAPULCU
    Vaktiyle tulumbacı takımlarına sızmış işsiz güçsüz adamlara çapulcu adı verilirdi. Bunlar zaman içinde birtakım sınavlardan ve denemelerden geçerek takıma alınmlarına rağmen, bazıları ahlak düşkünlüğü sebebiyle yine ilk fırsatta yangın yerinden hırsızlığa kalkışırlar, durum fark edilirse polise teslim edilirler ve o semte bir daha adım atamazlardı.1910’lu yıllarda İstanbul şehreminliği görevini sürdüren Cemil Topuzlu, hatıralarında itfaiye teşkilatındaki aksaklıkları dile getirirken “çapulculuktan” bahsetmektedir.
    7. BULGURLU’YA GELİN GİTMEK
    Bir işte gereğinden fazla telaş gösterenlere söylenen bu deyimin hikayesi şudur; Bulgurlu Köyü, suyu ve havası nedeniyle güzel bir köydür, eskiden beri de pehlivan çıkaran bu köyün delikanlıları güzelliği ile meşhur olmuştur. Bu delikanlılarla evlenmek için civardaki köylerin genç kızları can atarlardı. Dokuz gün festival havasında geçen Bulgurlu’nun düğünleri de pek meşhurdu. Eğer Bulgurlu’dan bir görücü gelip kızı beğenerek nişan taktı mı, kız nişan bozulur korkusuyla çeyizini noksanlarını tamamlaması, bir an evvel nikah kıyılıp Bulgurlu’ya gelin gitmek için annesini, babasını gece gündüz sıkıştırırmış.
    8. PÜSKÜLLÜ BELA
    II. Mahmud devrinde önce askerler, ardından memurlar için resmi başlık olarak kabul edilen fes, kısa sürede halk arasında da kullanılmaya başlanır. Fesin yaygınlaşmasıyla beraber değişik renk ve biçimlerde, püsküllü ve püskülsüz biçimde modeller ortaya çıkmıştır. Yağmur ve kardan kalıbı bozulan, rüzgarda püskülleri sürekli karışan fesin kullanımı zahmetli ve masraflı bir iştir. Püsküllü bela deyimi bu durumdan esinlenerek ortaya çıkmıştır.
    9. BALIK KAVAĞA ÇIKINCA
    Karşılıklı noktalarda bulunan Rumeli ve Anadolu Kavağı, çok rüzgarlı ve akıntının kuvvetli olduğu yerlerdir. Buralarda bu yüzden balık tutmak neredeyse imkansızdır. İstanbul’da balığın bol bulunduğu ve dolayısıyla fiyatının düştüğü zamanlarda şehirde tutulan balıkların, Kavaklar’a kadar götürülüp satıldığı görülür. Diğer zamanlarda düşük ücretle balık almak isteyen müşterilere balıkçılar tarafından verilen cevap ise “O sizin dediğiniz ücret balık kavağa çıkınca olur” şeklindedir.
    10. İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK
    Kılık kıyafetleriyle dikkat çeken İstanbul hanımefendileri ve beyefendileri için kullanılan bu tabir, aynı zamanda gösterişten uzak ve giydiğini kendisine yakıştıran anlamlarını da taşır. Deyimde geçen “dirhem” ve “çekirdek” tabirleri kuyumculukta hassas tartılar için kullanılan ağırlık ölçüleridir. O dönemde piyasada en değerli para olan Osmanlı altını, tartıda iki dirhem bir çekirdek gelmektedir. Kılık kıyafet konusunda titiz olan kimselerin piyasada en yüksek değere ve hassas ölçülere sahip altın sikkeyle beraber değerlendirilen bir deyim olmuştur.
  • 🕯📖🕯📚
    Zâhid İbrahim Edhem’e  sorarlar:
    - Neden duâmız kabûl olmuyor?
    - Ey Basra halkı, 'hâlinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duâsı kabûl olmaz' der.

    Halk sorar:
    - Ne türlü günahlarla kalbimiz ölmüş?
    Büyük Velî 10 tane günah sayar. Bunları da şöyle sıralar

    1- Allah’ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerini tanımıyorsunuz

    2- Kur’ân-ı Kerîm’i okuyorsunuz, ama muhtevâsıyla amel etmiyorsunuz

    3- Hz. Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama yaşamınızda göstermiyorsunuz

    4- Şeytânın düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz, ama onunla dostluktan aslâ geri kalmıyorsunuz.

    5- Cenneti sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama ona lâyık bir amel işlemiyorsunuz.

    6- Cehennemden korktuğunuzu iddia ediyorsunuz, ama ona götürecek fiillerden geri kalmıyorsunuz.

    7- Ölüm haktır diyorsunuz, lâkin ölüme hiç hazırlık yapmıyorsunuz

    8- Din kardeşinizin ayıbı ile uğraşıyor, ayıbınızı hiç görmüyorsunuz.

    9- Allâh’ın lütfettiği nimetleri bolca tüketiyor, hiç şükretmiyorsunuz.

    10- Ölülerinizi gömüyorsunuz, bir gün gömüleceğinizi düşünmüyorsunuz.