18. asır sonunda Hatice Sultan ve ressam Melling’in Latin harfleriyle Türkçe mektuplaştığı biliniyor Bazı Avrupalı yazarların Türkçe öğretmek için kaleme aldığı Latin harfli Türkçe kitaplar da vardır.-^ Latin harflerinin, kendini gizleyen bir taraftarı da Sultan II. Abdülhamid’dir. Ona göre, “Halkımızın büyük cehaletine sebep,okuma yazma öğrenimindeki güçlüktür. Bu güçlüğün nedeni ise harflerimizdir.” Sultan Abdülhamid, “Belki bu işi kolaylaştırmak için Latin alfabesini kabul etmek yerinde olur” demektedir. Hakanın tersine, bu konuda inandığını cesaretle savunanlar da vardır. Manastır vilayetinin Görice sancağında Kur’an-ı Kerim ve Ulum-ı Dinîye muallimi olan Hafız Ali Efendi, Latin harflerine taraftar olduğu için işinden atılmıştır. Ancak Manastır Valisi Ali Münif Paşa’mn ricasıyla 4 Kasım 1327 (17 Kasım 1911) tarihinde yeniden işe alınmıştır. Taraftarlarının artmasına rağmen, Latin harflerinin kabulü sorunu, uygulamada cesaretsizlik nedeniyle hasıraltı edilmiştir. Arap harflerinden memnun olmayanlar içinde Uygur harflerinin kabulünü savunanlar da vardır. Çağatay lehçesi ve Uygur harflerini çok iyi okuyan hükümdar, II. Bayezid Han’dı.
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Orhan Veli Kanık
Gençler sorarım size: Bu milletin ve
memleketin şan ve şerefle medeni dünya milletleri
arasında yaşayabilmesi için lazım gelen her şeyi yazan,
düşünen ve hayatını bu uğurda feda eden şair kimdir?"
Gençler art arda isimler söylerler: Hamit? Namık
Kemal? Ziya Gökalp?
Atatürk Rumeli şivesiyle yanıtlar: "Hayır bilemediniz,
Fikret be çocuklar, Fikret be çocuklar, Fikret be
çocuklar… O bizden çok ilerisini gören bir insandı, yazık
ki biz ona yetişemedik."
Britanya İmparatorluğu’nun bu harbteki can kaybı 900 bin kadardı. İkinci Dünya Savaşı’nda bile daha az ölü vermiştir. 250 bin kişi sivil hayata ayak-bacakları olmadan geri döndü. Asıl önemli sorun ise bir kısmı, bu miktarda hastayı kabule hazır olmayan hastaneler önünde yığılan, bir kısmı da aileleri tarafından gizlenen 200 bini aşkın ruh sağlığı bozulmuş savaş kurbanıydı. Belki de Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda yaşadıkları savaşların başarısı ve hataları, savaş sonrasının problemleri bakımından, en başta biz Türklerin ve Batı Avrupa’nın da hiç iyi tanıyamadığı Osmanlı İmparatorluğu’nun genel kayıpları öbürleri ile mukayese edilemezdi; ancak Türkiye kendini en çok değiştiren ülke olacaktı.