Ben babamın çocuğu ve annemin çocuğuydum, ama onların çocuğu değildim, asla üçümüz olamadık; önümde dağ gibi yığılı fotoğrafları karıştırdığımda üçümüzün de olduğu tek bir fotoğraf bile bulamıyorum. Annem, babam ve ben.
Bu takımyıldızı hiç var olmadı.
Pek çok çocuk gibi, kız listeler tutmaya ve hesap kitap yapmaya bayılırdı, birileri babası hakkında bir şeyler soracak olursa şöyle cevap verebilirdi: Babamın dört tane evi, iki arabası, beş karısı, bir yüzme havuzu, dokuz çocuğu ve bir de sinema salonu var.
.
.
İlksöz: Ben babamı çok sevdim.
Ünlü yönetmen, filminde rol alan kadın oyuncuya aşık olur. Aralarındaki yaş farkına boyun eğmezler, tutkularına kapılırlar. Bu ilişkiden bir kız çocuğu dünyaya gelir. Tutkulu aşk kısa bir süre sonra tükenir ama arkadaşlıkları devam eder, iletişimlerini koparmazlar. Hatta her yıl belirli bir süre küçük kız Fârö'de babasının evinde kalır. Evlilik dışı bir çocuk olsa da, babanın 5 evliliğinden 9 çocuğu daha olsa da baba-kız arasında farklı bir bağ oluşur. Küçük kız büyüyüp, evlenip çocuk sahibi olduktan sonra da sürekli babası ile ilgilenmeye devam eder. Farklı kıtalar, farklı ülkelerde yaşasalar da ilgisi hiç azalmaz.
Kitabın çıkış noktasına gelirsek; babanın yaşlandıkça unutkanlıkları artar ve baba-kız birlikte oturup baba hakkında bir kitap yazmaya karar verirler. Merkezine bu fikri alan kitap baba ile kız arasında çocukluktan bugüne kadar var olan ilişkiyi, anıları, zamanda sıçramalar yaparak aktarır. Bazen kızın kendi yaşamına odaklanıp daha fazla ayrıntı verir bazen de babanın yaşamı ön plana çıkar. Zamandan bağımsız verilen bilgiler ve anılar bir araya gelip baba-kız arasındaki o harika bağı ortaya döker.
Linn Ulmann ünlü yönetmen Ingmar Bergman'ın kızı. Annesi de sinema oyuncusu Liv Ulmann. Dolayısıyla kitapta aktarılanlar