Beled 90/4
Evet, Allah kurtuluşu verir; ama acizce bekleyene değil, gayretle yürüyene verir. Bu dünya, çaba diyarıdır. Elinden geldiğince çabalayıp koş! Hiçbir şey kolay elde edilmez. Zira Allah buyurmuştur: “Andolsun, biz insanı meşakkat içinde yarattık.”
Sayfa 210 - Nida yayınları
1000Kitap
90'larda çocuk olmak
Bakkal yoluna düşerdik. Benim alacağım şey hep aynı olurdu. Güllü lokum alırdım. Lokum olmasından ziyade güzel kokusu hoşuma giderdi. Ablam leblebi tozu ile pudra şekerini karıştırır yerdi. Ben leblebi tozuna, pudra şekerine hızla üflerdim, ablamın eli yüzü toza bulanırdı.
Sayfa 56 - İletişim Yayınları 1. Baskı 2021, İstanbul [Kara Tabak]·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sence en büyük zaman kaybı nedir kendini başkalarıyla karşılaştırmak dedi köstebek “İşin doğrusu hep resim olsun istiyorum, birer ada gibiler, sözcüklerin denizinde onlara sığınabiliriz.” (s.8) “Tilki genellikle sessiz ve hayat onu incittiği için temkinli.” (s.9) “Maceraları baharda, bir an kar yağarken öbür an güneşin çıktığı bir zamanda geçiyor, hayat da biraz böyle – bir anda değişebiliyor.” (s.10) “‘Aslında herkes el yordamıyla ilerliyor.’ O yüzden ben derim ki kanatlarınızı açın ve hayallerinizin peşinden gidin.” (s.11) “‘Başarı ne sence?’ diye sordu çocuk. ‘Sevmek,’ dedi köstebek.” (s.19) “‘Çok sevdiğin bir söz var mı?’ diye sordu çocuk.Evet,’ dedi köstebek.Neymiş?’ ‘Başta başaramazsan biraz pasta ye.’ ‘Anladım, işe yarıyor mı peki?’ ‘Her seferinde.'” (s.21) “‘Sence en büyük zaman kaybı nedir?’ ‘Kendini başkalarıyla karşılaştırmak,’ dedi köstebek.” (s.24) “‘Acaba öğrendiklerini unutma okulu diye bir şey var mı?'” (s.25) “‘Tanıdığım yaşlı köstebeklerin çoğu, keşke korkularımızı daha az dinleseydik, hayallerimize daha çok kulak verseydik diyor.'” (s.27) “‘Daha az korksak nasıl olurduk bir düşünsene.'” (s.29) “‘Sahip olduğumuz en büyük özgürlüklerden biri, olaylara nasıl tepki verdiğimiz.'” (s.35) “‘Anda nasıl yaşanacağını öğrendim.’
Duygu ve Düşünce
Siyonistlerin bizzat İngilizlerden öğrendikleri terörist taktikleri ile ve İngiliz menşeli silahlarla başladıkları İsyan, Filistinlilerinkinden çok daha amansız ve acımasızdır. En sansasyonel kurban, 1944'te Stern Militanlarınca Kahire de öldürülen, İngiltere'nin Orta Doğu Bakanı Lord Moyne; en büyük saldırı, İngilizlerin Filistin mandası karargahı olarak kullandığı King David otelinin - hagana'nın örtülü desteği ile- Irgun Çetesi tarafından 1946'da havaya uçurulmasıdır. ( 90 küsür kişi hayatını kaybeder) 1944'te İngiliz Yüksek Temsilcisi Sir Harold McMichael suikasttan sağ kurtulur ama eşi yaralanır. Hükümet binaları, karakollar, askeri karargahlar, köprüler ve yollar havaya uçurulur; silah depolarına saldırılar düzenlenir. Trenler raydan çıkarılır ve devriye botları batırılır. Tek bir gecede 20 İngiliz savaş uçağı kullanılamaz hale getirilir. İngiliz askerleri dövülür, hatta asılır. Mücadele sadece Filistin sınırları içinde de değildir. Roma'daki İngiliz Büyükelçiliği bombalanır. İngiliz Bakanlara bombalı paketler ve Londra'ya bir suikast timi yollanır. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 26
Alıntı
Yunanistan Türkleri derken, hiç şüphesiz bugün Yuna-nistan adını taşıyan devletin sınırları içinde yaşayan, fakat ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören, aşağı yukarı, Amerika'daki Zencilerle aynı kadere sahip olan ırkdaş-larımızı anlatmak istiyoruz. Yoksa, bugün Yunanistan denilen devlette, "Yunanlı" denen ve eski Helenler'in dilinden bozma bir dille konuşan topluluğun eski Yunan-lılarla hiçbir ilişkisi bulunmadığını, bunların Yunan kül-türü ve Ortodoks mezhebiyle birleşen ve kan bakımından çoğunlukla İslav ve Arnavutlar'dan bozma karışık bir millet olduğunu biliyoruz. Bu karışık millet kendisini hem eski Yunan'ın, hem de Bizans'ın devamı ve torunları saymak gibi gülünç bir te-zadın içinde, Megalo İdea'nın hülyasıyla sarhoş bir top-luluktur. Bizans'ın eski Yunanla kan bakımından ilgisi bulunmadığı tarihî bir gerçektir. Fakat bütün bu aykırı-lıklara, gülünç tezatlara rağmen Yunanistan, Batı'nın şımarık çocuğudur. Onlarda eski medenî Yunan'ın deva-mını tahayyül eden Batılılar'ın maddî ve manevî yardım-larıyla bir Yunan devleti kurulmuş, ne gariptir ki tarih sahnesinde gözüken her devletin zaferlerle büyümesi sos-yal bir kaide iken Yunanistan bir buçuk asırlık tarihinde hemen daima yenilerek çıktığı savaşlara rağmen, tıpkı dayak yedikçe büyüyen Tepegöz gibi, daima büyümüş, büyüdükçe de iştahı artmıştır. Yunanistan'ın haksız yere desteklenmesinin son örne-ğini Kıbrıs davasında Amerika Başkanı Johnson vermiş, Kıbrıs Türkleri'nin öldürülmeye kadar varan kıyıcılık-lardan kurtarılması için yapılacak Türk çıkartmasına engel olarak hem NATO davasına darbe vurmuş, hem de durup dururken Türkiye'de bir Amerikan düşmanlığı doğmasına sebep olmuştur. NATO davasına vurulan darbe demekten maksadımız şudur: İkisi de NATO'nun üyesi olan bu devletlerden Türkiye her bakımdan Yunanistan'a
Sayfa 15 - 17 Gözlem, 9 Ocak 1969·Kitabı okuyor
Emek sömürüsü, neo-liberal devletsizlik ve servet aktarımı
Faizler serbest bırakılmıştı. Bankerlerin aylık yüzde 10 gibi akıl almaz faizlerle hesapsız kitapsız, denetimsiz para toplaması sonucu, bir müddet sonra ne anaparasını ne de faizi alamayan "bankerzede"ler ortalığı kapladı. "Saadet zinciri" kopmuş, "devlet" in gözleri. önünde "uyanık" vatandaşlarımız "dolandırılmış"tı. İşin ilginç yanı, bankerlere para kaptıranların yüzde 90'ı üniversite mezunu; bankerlerin yüzde 90’ı ise ortaokul mezunu idi. Sonuçta bankerler vatandaştan topladıkları paralarla kayboldular. Bunu banka batışları izledi. On binlerce insan "batık" paralarının peşinde süründüler. Uyanık iş adamları, "teşvik"ten yaralanma adına "hayali ihracat" yaparak köşeyi döndüler.
Sayfa 463 - İmge