10/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 116. kitabı
"Kapı çalınmadan hiçbir şey başlamayacak." Beni duygudan duyguya sürükleyen bir kitap oldu Lale Sokak. Tanıyamadığım insanları, bilmediğim yılları, tatmadığım duyguları özletti. Acısıyla, tatlısıyla harika bir eser okudum diyebilirim. Derya'nın masumiyeti, kızların samimi arkadaşlığı, iyi ve yardımsever komşular, sokakta oynayan çocuklar... 90'ların sıcaklığını hissetmemek elde değil. Ancak keşke sadece güzellikler olsa hayat yolunda. Yolun diğer tarafında acılar var. El alemi düşünüp kendi çocuklarını düşünmeyenler, milletin lafıyla hareket edip gençlerin önlerine duvarlar örenler, söylenmemiş aşklar, yarım kalan sevdalar ve kursakta kalan hayaller. Elbet kolay olmayacaktı yaşam. Ne teknoloji vardı ne de insanlarda bireysellik. Şimdi de bazı bazı zorluklar yaşıyor insan ama döneme bakarsak daha zordu ve özellikle insanların yarattığı zorluklara çok güzel değinmiş yazar. Tabii bunu yaparken dönemin güzelliklerini de epeyce hissettirmiş. İnsan zor da olsa o yaşadığı / yaşamadığı dönemi ister istemez özlüyor. Asıl özlemimiz insanların dostluğu, komşuluğı, sıcaklığıydı belki de. Acısıyla , tatlısıyla içinizi ısıtacak, zaman zaman kalbinizde ufak bir sızı uyandıracak bir 90'lar kitabı okumak istiyorsanız doğru adrestesiniz. Not: Hediye için tekrar teşekkür ederim @ kitaplikkedisi68 Lale Sokak
Lale SokakPınar Pars · İkinci Adam Yayınları · 202634 okunma
10/10
·368 syf.··
2026 25. kitabı
İstanbul 90'lar . Pauline ile Burak . Anadolu lisesinden babam Fransızca öğretmeni olarak göreve başladı. Fransızcamı geliştirmem için yaz tatilinde beni de çağırdı. Onunla orada tanıştım. . İstanbul'da başlayan tanışma acaba Burak için bir gelecek miydi ? . Beni bırakıp gittin Bırakıp gittin gözlerinle Düşlerin kalbiyle, Yarım kalmış bir cümle gibi En küçük kımıldanışında, benden başını çevirdiğin için, Ağladığımı ise görmedin hiç Burak Ürkmezçapraz sayfayirmibir . Avrupa yolculuğuna çıkan Burak sırasıyla Yunanistan, İtalya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Benelüks, Paris ve İspanya 'yi geziyor. . Hast du etwas zeif für mich? Dann singe için ein lied für dich Von neunundneunzig Luftballons Auf ihrem weg zum horizont Denkst du vielleicht gram an mich? Dann singe ich ein Lied für dich #99balon . . Bu yolculukta doksanları dinliyoruz. Burak geçmişiyle gelecegini insa edebilecek misin? Yoksa geçmişte mi kalacak ? . "Sen aşkta her zaman dürüst müsün? " "Goethe, 'çok iyi bir hayatım oldu, tek bir mutlu hafta yaşamadım' der. Dürüstüm; ama sanırım her an olamadım." #benpaulineiariyorumamao . @Edebiyatistyayınevi 'nden çıkan romanımız ondörtbölüm üçyüzaltmışaltı sayfadan oluşuyor.
Ben Pauline'i Arıyorum Ama OBurak Çapraz · Edebiyatist Yayınevi · 202559 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·344 syf.··
2026 33. kitabı
İnsanın, zamanın kıymetini bildiği dönemler vardı. Şimdilerde 90’ lar diyoruz o dönemlere. Sabah erkenden kalkıp önce gülümseyerek başlayan bir gün ve devamında mahalledeki herkese verilen selam eşliğinde işe gidilmesi , dönüşte eve lazım olunan şeylerin alınıp yine aynı sakin halle eve dönülmesi.. Babalar işteyken çocukların okul sonrası mahalle arkadaşlarıyla oynadığı oyunlar , genel olarak çocukların kendi elleriyle yaptıkları ve bu yüzden kıymeti daha büyük olan oyuncaklar.. Bir tebessüm ile başlayan tatlı arkadaşlıklar.. Yan yana yürümenin bile ayıp olduğu, yanağa konan küçük bir öpücükle başlayan ve evlilikle sonlanan gerçek aşklar.. Evde bütün aile bireyleriyle oturulan sofralar ve sohbet eşliğinde geçen akşamlar.. Hepimiz şimdilerde aynı cümleyi kuruyoruz; eskiden şöyle yapardık, böyle mutluyduk.. Evet gerçekten öyleydi.. • Bu kitap elimizden tutup bizi özlediğimiz o güzel mahalle hayatında gezintiye çıkarıyor. Elinde olan azıcık şeyle bile mutlu olan ailelerin, sevginin gerçek halinin ve utangaç gençlerin arasında dolaştırıyor. Bizim şimdilerde bir günde tükettiğimiz mutluluğun, aslında uzun ve yavaş yavaş yaşanması gerektiğini tekrar hatırlatıyor. Temiz kalplerin gerçek sevgilerini, beklemenin kıymetini, sahip olmanın ve yine yavaşça tüketmenin verdiği mutluluğu hatırlatıyor. Bir mektubun, sabit telefonla gelen güzel bir haberin ve sokaklarda özgürce oyun oynayabilmenin aslında ne büyük bir nimet olduğunu hatırlatıyor.. • Bu satırları okurken bir 90’lar çocuğu olarak içim titredi. Hem hatırlamanın ve o dönemleri yaşamış olmanın güzelliğinden hem de artık hiçbirini yaşayamıyor olmanın hüznünden.. Okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız.. • Yazarımıza buradan teşekkür etmek isterim; beni tekrar bir kahvenin gerçekten kırk yıl hatırının olduğu zamanlara
Lale SokakPınar Pars · İkinci Adam Yayınları · 202634 okunma
Puan vermedi·353 syf.··
2026 39. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 20:39
Bir Dinozorun Anıları: Beklediğim Fosil Değil, Sıradan Bir Kaya Parçası "Ben de bir "dinozor" olarak, bu kitabı okumak için 353 sayfa harcadım ve itiraf ediyorum: Umarım dinozorların soyu, bu kitap kadar yorucu olduğu için tükenmemiştir." Merhaba kitap dostları. Uzun zamandır duyduğum, herkesin "mutlaka okumalısın" dediği Mina Urgan'ın "Bir Dinozorun Anıları"nı nihayet bitirdim. Saygıdeğer bir akademisyenin, İngiliz Edebiyatı'nın duayen isminin yaşam öyküsünü merak ederek başladım, ancak bitirdiğimde hissettiğim tek şey büyük bir "Eee, ne olmuş yani?" hissiydi. Kısa Konu (Sanki Önemliymiş Gibi) Kitap, kendine "dinozor" diyen, dolu dolu yaşamış, sol görüşlü, Türkiye'nin önemli edebiyat simalarıyla (Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Falih Rıfkı Atay, Nâzım Hikmet gibi) haşır neşir olmuş, üniversitede profesörlük yapmış güçlü bir kadının hayatından kesitler sunuyor. Düşünsenize, Atatürk'le dans eden, Shakespeare çeviren, Moby Dick'i Türkçeye kazandıran, üç darbe görmüş bir akademisyenin anıları. Konu olarak kesinlikle etkileyici ve "vaat dolu". Kâğıt üzerinde okunmayı hak eden, görkemli bir hayat hikayesi. Neden "Hiiiç" Beğenmedim? (Sebeplerim) 1. Olay değil, hisler: Kitap, beklentimin aksine bir "anı" kitabından çok, bir "samimi ağıt" niteliğinde. Yazar, yaşadığı dönemin toplumsal olaylarını değil, bu olayların onun iç dünyasında yarattığı burukluğu, öfkeyi, hayal kırıklıklarını ve özellikle "darbe yıllarındaki" çaresizliğini anlatıyor. Yani somut bir olay örgüsü ve aksiyon bekleyen biri için kitap sürüncemede kalıyor. 2. Anlatımın Ağırlığı: Mina Urgan, bir İngiliz Edebiyatı Profesörü. Bunu fazlasıyla hissediyorsunuz. Bazı bölümler öylesine detaylı ve "profesör edasıyla" yazılmış ki, okurken bir anlık "Bu kadar ayrıntıya gerçekten gerek var mıydı?" diye sorguluyorsunuz.
1000Kitap
Bir Dinozorun AnılarıMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 202214,3bin okunma
Puan vermedi·140 syf.··
2026 13. kitabı
Tarık Tufan 'ın ilk kitabı ama ne ilk kitap! ♡ Gece radyosunda yayın yapan bir adamın mikrofonu aracılığıyla dinlediğimiz yalnızlık, aşk, hayal kırıklığı ve iç hesaplaşmalar... Kitap, gece yarısı radyo programları yapan genç bir adamın gözünden ve sesinden ilerliyor. Mikrofon açıkken kendi hayatına, aşklarına, yalnızlığına ve hayata dair sorgulamalarına tanık oluyoruz. Dinleyicilerden gelen hikayeler de cabası. Yapı olarak alıştığımız romanlardan farklı; kısa kısa anlatılar, iç monologlar ve güçlü gözlemlerden oluşuyor. Bazen kopuk hissettirse de, o kopukluk kitabın ruhuna çok uyuyor aslında ve okurken yer yer, boğazınız düğümleniyor. Bazen de "ben de aynısını hissetmiştim" diyorsunuz. Özellikle 'anlatamama' hâlini ve içimizdeki 'kekeme çocukları' çok güçlü işliyor. İnsan bazen susmanın, bazen de yüksek sesle bağırmak istemenin arasında sıkışıp kalıyor ve kitap bunu çok iyi anlatıyor. 90'lar ve 2000'lerin Türkiye'sinden de izler var; toplumsal baskılar, kimlik arayışları, gençlik sancıları... Bunları kişisel bir öfkeyle harmanlaması kitabı sıradan bir romandan ayırıyor. Tarık Tufan 'ın da dili öyle etkili ki, bazı cümleler direkt insanın boğazında düğümleniyor. İnsanı kendine ve hayata dair düşündüren ve 'okuduğuma değdi' dediğim bir kitaptı kendi adıma. Ve kitap bittiğinde aklıma kazınan o alıntılardan biriydi ; "Her acı çekene hayatın devam ettiğini hatırlatmalarından nefret ediyorum. O anlarda hayat devam etmiyor aslında. Sen durduğun anda hayat da duruyor."
1000Kitap
Kekeme Çocuklar KorosuTarık Tufan · Doğan Kitap · 20218,3bin okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2026 29. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 03:19
Her ne kadar kendimi 90'ların sonlarında, 2000'lerin başında sokaklarda koşarken, oyun oynarken, bisiklet sürerken hatırlasam da 92'liyim; yani tam anlamıyla 90'lar çocuklarındanım. Belki birçoğunuz kadar uzun yaşamadım o günleri, belki de birçoğunuzdan çok daha dolu dolu yaşadım. Acısıyla tatlısıyla, iyisiyle kötüsüyle, tıpkı kitabı okurken hissettiğim gibi Lale Sokak'taki gibiydi benim de anılarım. ​Peki şu an daha fazla imkana sahip olup her istediğimize daha kolay ulaşabiliyorken neden geçmişi bu kadar özlüyoruz? Neden sürekli eskiler, 90'lar nostaljisi yapıyoruz? Zamanında "Ah o eski günler..." diye anlatan yaşlılarımıza bıyık altından gülerken, şimdi neden kendimiz "Ah ne güzel günlerdi!" diye eskilere gidiyoruz ve yıllar geçtikçe bu özlem burnumuzda daha çok tütüyor? İşte ben bu kitabı okurken tam da bunları düşünüp sordum kendime. Aslında cevapları da buldum diyebilirim. ​Gülizar’ın o her işe, her imdada samimiyetle koşuşunu okurken, ister istemez bugünün dünyasına dönüyor insan. Şimdilerde koca koca apartmanlarda, binbir güvenlikli sitelerde yaşıyoruz ama çoğumuz yan dairemizde kimin oturduğunu bile bilmiyoruz. Bir gün aniden bir yardıma, bir dosta ihtiyacımız olsa, koridora çıkıp hangi kapıyı çalacağımızı bilemeyecek kadar uzağız birbirimize. ​Evet, kabul; artık her şey bir tık uzağımızda. Akıllı telefonlar, uygulamalar, kuryeler… Her ihtiyacımızı saniyeler içinde kapımıza getirebiliyor. Ama ne garip ki, o her şeye kolayca ulaştığımız modern dünyada, gerçek komşuluk ve o içten yardımseverlik kilometrelerce uzağımızda kaldı. Tam da bu anda yine eskilere gittim. O zamanlar ne güvenlikli siteler vardı ne de parmak iziyle açılan kapılar. Ama kocaman bir güven hissi vardı mahallenin havasında. Birinin evinde çorba kaynasa, "kokusu gitmiştir" diye hemen yan
1000Kitap
Lale SokakPınar Pars · İkinci Adam Yayınları · 202634 okunma