Hegel’deki efendi köle için ne ise,aşık da sevgilisi için o olmak ister.Ama analoji burada kalır,çünkü Hegel’de efendi,kölenin özgürlüğünü ancak yanal bir biçimde ve bir bakıma örtük olarak talep eder,oysa aşık,önce sevgilisinin özgürlüğünü talep eder.Bu anlamda,eğer başkası tarafından sevilmek zorundaysam,sevilen olarak özgürce seçilmek zorundayım.
Dünya fonu üzerinden kopup ayrılan bir buradaki olacağıma,dünyanın onun üzerinden kopup ayrıldığı fon-nesneyim.Böylece güvenim tamdır:başkasının bakışı beni sonlulukta dondurmaz;varlığımı sadece olduğum şey halinde dondurmaz;çirkin olarak,kısa boylu olarak,korkak olarak bakılan olmam,çünkü bu vasıflar zorunlu olarak varlığımın fiili bir sınırlanışı ve sonluluğumun sonluluk olarak yakalanışını gösterir.Elbette imkanlarım aşılmış imkan halinde,ölü-imkanlar halinde kalırlar;ama bütün imkanlara sahibim;dünyanın tüm ölü imkanlarıyım;bu yoldan kendini başka varlıklardan ya da kendi edimlerinden itibaren anlayan varlık olmaktan çıkarım;talep ettiğim sevgisel görü içinde,mutlak bir bütün olarak verili olmak zorundayım ve tüm varlıklar,bu bütüne özgü tüm edimler de bu bütünden itibaren anlaşılmak zorundadır.
Nitekim sevilmek istemek,başkası tarafından her türlü değerlendirmenin koşulu ve bütün değerlerin nesnel temeli olarak getirilen her türlü değer sisteminin ötesinde yer almak istemektir.Bu açıdan,varlığım sevgilinin bakışından kurtulmak zorundadır;ya da daha doğrusu,daha başka yapıdaki bir bakışın nesnesi olmak zorundadır:dünya fonu üzerindeki başka burdakiler arasından bir buradaki gibi görünmek zorunda değilim dünya benden itibaren açığa çıkmak zorundadır.
“ Kim bilir ben onun için neyim! Kim bilir beni nasıl düşünüyor.” Bu şu anlama gelir: “Kim bilir beni nasıl olduruyor” ; günün birinde bir yol kavşağında karşılaşıvermekten çekindiğim,bana bunca yabancı,ama yine de benim varlığım olan ve aynı zamanda da tüm çabalarıma rağmen asla karşılaşamayacağımı bildiğim bu varlık bana musalattır.