Görkemli bir geleneğe sahip edebiyat ve romanın her zaman bir insani misyonu olmuştur ve bu da sadece Gılgamış'ın peşine düştüğü ölümsüzlük otudur, başka hiçbir şey değil; yani insanlığın ruhu ve ışığı olan özgürlükler düşü.
(Tarihin bize hep gösterdiği gibi dil, din, kimlik ve düşüncelerle ilgili yasaklar, toplumlarda ekonomik krizlerden ve doğal afetlerden daha derin bir ahlaki ve vicdani çöküntü yaratmaktadır.)
İnsani söz ve düşüncenin varlığı ve özgürlüğü, nerede ve kim olursak olalım, hepimizi ilgilendiriyor; bu ne şahısların özel sorunudur ne de devletlerin bir iç sorunu. Sözün yok edilmesi, insanlığımızdan bir parçanın daha yok edilmesidir.
Savunulması ise başkalarının hakkını savunmak değil, kendi insanlığımızı savunmaktır.