(Tarihin bize hep gösterdiği gibi dil, din, kimlik ve düşüncelerle ilgili yasaklar, toplumlarda ekonomik krizlerden ve doğal afetlerden daha derin bir ahlaki ve vicdani çöküntü yaratmaktadır.)
İnsani söz ve düşüncenin varlığı ve özgürlüğü, nerede ve kim olursak olalım, hepimizi ilgilendiriyor; bu ne şahısların özel sorunudur ne de devletlerin bir iç sorunu. Sözün yok edilmesi, insanlığımızdan bir parçanın daha yok edilmesidir.
Savunulması ise başkalarının hakkını savunmak değil, kendi insanlığımızı savunmaktır.
Çare unutmak değil, hep hatırlamak, hep yaşamaktır, hep sorgulayarak, geçmişi üzeri kapatılarak küllenmeye bırakılmış bir yangın yeri olarak değil, bugünümüze ait yaşadığımız bir duygu, bir mefhum haline getirmektir. Çünkü hep görüldüğü gibi unutkanlık ve belleğin kaybı, insani yıkımdır.