AD҉∃M

AD҉∃M
@ADEMISLEN
..Cîhân bê bêxtê.. ... Burn-out....
Ne sıkıcı bir hayat...
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İradeyi başkasına devretmek, insanın kendi boynuna geçirdiği ilmeği başkasının eline vermesidir. Bizler, kendi ellerimizle yarattığımız bu sahte seçilmişlerin tahtlarını sağlamlaştırmak için birbirimizin boğazına sarılırken; meclis adı verilen o korunaklı kale, halkın değil, kitlelerin cehaletiyle beslenenlerin kendi soylarını garanti altına aldığı bir zırha dönüşmüştür. Onlar çıkardıkları yasalarla sadece bugünü değil, henüz doğmamış çocukların geleceğini bile ipotek altına alıp kendilerine sınır ötesi kaçış rotaları hazırlarken, geride kalanlara sadece birbirleriyle dövüşecekleri boş bir nefret ve yoksulluk bırakırlar. Hakikat şudur ki; efendiler arasında savaş olmaz, onlar sadece köleleri birbirine kırdırarak masadaki paylarını büyütürler. Bu düzen senin sesinden değil, senin sahte kavgalarından ve celladına duyduğun o körü körüne rızadan hayat bulur.
Bir diktatör hiçbir zaman tek başına iktidar olmaz. Onu oraya taşıyan şey sadece zorbalığı değil, aklını askıya almış bir kalabalığın rızasıdır. Halkı yoksullaştıran yalnızca tek adam değildir; yoksulluğa oy verenlerdir. Bugün açlıktan, adaletsizlikten, geleceksizlikten şikâyet edenlerin büyük bir kısmı, dün bu düzenin devamı için sandıkta mühür basmıştır. “Son pişmanlık ahlaksızlıktır” sözü tam da burada anlam kazanır. Çünkü geç gelen vicdan, kaybedilen hayatları geri getirmez. İşsiz kalanların, intihar edenlerin, göç etmek zorunda kalan gençlerin, çürüyen bir ülkenin vebali ortadayken “kandırıldık” demek masumiyet değildir; sorumluluktan kaçıştır. Kandırılmak bir anlık olabilir, ama yıllarca sorgulamamak bilinçli bir tercihtir. Bu kitle, ülke soyulurken sustu. Liyakat yok edilirken alkışladı. Hukuk çiğnenirken “bize dokunmuyor” dedi. Çocuklar yurt dışına kaçarken, kendi çocuklarını emperyal ülkelerin pasaportlarıyla güvenceye alan bir iktidarı hâlâ savundu. Sabah akşam emperyalizm nutukları atanlara inandı, ama onların ABD vatandaşı çocuklarını görmezden geldi. İsrail’i lanetleyenlerin onunla çıkar ilişkilerini sorgulamadı. Gerçekle değil, kendisine sunulan duygusal masallarla yetindi. Bugün sefaletin ortasında olmalarına rağmen hâlâ aynı yalana sarılmalarının nedeni umut değil, korkudur. Gerçeği kabul etmek, kendi ahlaki suç ortaklıklarıyla yüzleşmeyi gerektirir. Çünkü diktatör çalar, evet; ama ona yetki veren, onu kutsayan, ona dokunulmazlık atfeden el ondan daha masum değildir. Aklını kullanmamak bir kader değildir. Bu bir tercihtir. Ve her tercihin bir bedeli vardır. Bir ülke yalnızca tiranlar yüzünden çökmez; sorgulamayı salaklık, itaati erdem sanan kitleler yüzünden çöker. Bu yüzden bugün yaşanan yıkımda sadece yukarıdakilerin değil, oy verip susanların, görüp
Bir gün gelir, tiranın korktuğu tek şey kendi isminin lanet gibi anılması olur...