AD҉∃M

AD҉∃M
@ADEMISLEN
..Cîhân bê bêxtê.. ... Burn-out....
Pembe mi yağardı eskiden yağmurlar rüzgar üşütür müydü çiçekleri kim öpünce uyanırdı güneş sanırım darıldı artık masallar bir çocuğun hayallerinde dans ederken uçurtmalar papatya gözlerini kapatır mıydı usul usul okyanus deniz kızlarının saçlarını okşarken kime şarkı söylerdi yıldızlar sanırım kırıldı artık rüyalar artık acı serpildi sabahlara savaş tuttu köşe başını zaman uzanıp sildi tüm tebessümleri dudaklardan yok oluyor yaşamın renkleri bir bir ölümün elleri kapıyor gözlerini çocukların sanırım yok oldu artık umutlar. Oya Karaege...
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İlkel toplumlardaki "iktidar kuklalarına" kadar geri giderek neden kafası en az çalışanların, düş gücünden yoksun oldukları söylenebilecek olanların iktidarda en uzun süreyle kalabildiklerini açıklamak da kolaylaşmaktadır.
Sayfa 12·Kitabı okudu
Bazen özlüyorum… Çocukken aldığım o plastik çizmeleri. Yazın kavurucu sıcağında ayaklarım içinde kaynasa bile giymekten vazgeçmezdim. Hatta bir tekini kaybedip, farklı renkte başka bir tekinin yanına denk gelse de giyerdim. Yırtık, yamalı olsa dahi, o çizmenin bende uyandırdığı sevinç bambaşkaydı. Belki yoksulluğun, belki de bilmezliğin verdiği başka bir heyecandı bu. Giderdik köyün imamının kapısındaki çöplüğe. Orada bulduğumuz karpuz kabuklarını kemirirdik, mandalina kabuklarını yerdik. Onlar bile mutlu etmeye yetiyordu bizi. Bizim için o çöplük, adeta bir manavdı. Bazen teneke kutulardan yaptığımız arabaları sürer, iplerle çekiştirirdik. Bazen de telden uydurma top yapar, saatlerce oynardık. Aç kalırdık ama oyunlarımız hiç eksik olmazdı. Şimdi geriye dönüp bakınca, bütün eksikliklerin içinde tarifsiz bir zenginlik saklıymış gibi geliyor bana. Belki de çocukluk dediğimiz şey, yoksulluğun bile tadını güzelleştiren tek dönemdir.
seyyar kütüphane
Tüm insanlık tarihinde kitapları savaşlardan ve yangınlardan korumaya yönelik şu projenin bir benzeri daha olmadı: seyyar kütüphane, Onuncu Yüzyılın sonlarında Pers ülkesinin büyük veziri Abdül Kasım İsmail’in bulduğu bir fikirdi. Bu ileri görüşlü adam, yorulma nedir bilmez gezgin, kütüphanesini yanında taşıyordu. İki kilometre uzunluğunda bir kervan oluşturan dört yüz deve, sırtlarında yüz on yedi bin kitap taşıyordu. Develer aynı zamanda eser katalogu vazifesi de görüyorlardı: her deve grubu Pers alfabesinin otuz iki harfinden biriyle başlayan kitap isimlerini taşıyordu.
Kutsal Engizisyon zamanında, banyo yapan İspanyollara Müslümanlık günahı işlemiş gözüyle bakılırdı.