"Susuzluğundan şikayet eden ama kendi elleriyle kuyuyu taşla dolduran insan, susuzluğuna değil; kuyunun derinliğine kızar."
S
ıkıntılarını ya da hayatlarındaki zorlukları sorgulamak yerine, hep aynı otoriteye bağlı kalır ve yine de değişim bekler. Fakat bireyler olarak sorgulamadıkça, kendi tercih ve inançlarının zincirini kırmadıkça, gerçek bir değişim ne bireysel ne de toplumsal olarak mümkün olur.
"Çıkar peşinde koşarak doğruları ayak altına alanlar, yalnız gücü değil; vicdanlarını da sustururlar. Otoriteye sığınıp haksızlık edenlerin gölgesi, sonunda yalnız kendi karanlıklarını büyütür."
Sürekli kötü haberlere maruz kalmak, hissettiğimiz öfkeyi, acıyı, tepkimizi köreltiyor. Bu, toplumun sorunun köklerine inip çözüm arayışına yönelmesini engelleyen, tehlikeli bir rahatlık hissi yaratıyor.
Toplumsal dayanışmanın, sorumluluk bilincinin giderek azalması ve bireylerin sessiz kalması, bu tür olayların sürekliliğine ve normalleşmesine katkı sağlıyor. Güçlü sesler çıkarmazsak, birlik olmazsak, bu olaylara karşı durmazsak; bu düzen kendini tekrarlayacak ve daha büyük zararlar verecek.
Bu yüzden duyarsızlaşmamak, her olayın birey olarak bizi ilgilendirdiğini, toplumu ilgilendirdiğini ve sessiz kalmanın bir anlamda sorumluluğu üzerimizden atmak gibi, ama bu sorunların çözümü için cesur olmak ve değişim talep etmek gerekiyor. Bu, bir kişinin değil; toplum olarak hepimizin çabasını gerektiren bir şey...