FÂRUKÎ

FÂRUKÎ
Evli
Canlı Kitaplar, dünya ve ahiret sermayesidir.
Bibliyofil, Muhibbî kitap
233 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Din-i İlahi(!)
Ekber, gücünün yettiğini yasaklar, aklına yatanı kural diye koyar. -Nevruz ve Mihrican gibi günleri, bayram olarak herkese mecbur tutar. -Takvimleri birleştirir. -Güneşe ve ateşe hususî olarak hürmet gösterilmesini ister. -Namaz için kıble zorunluluğunu kaldırır. -Hutbelerde Efendimiz'in (sav) ve ashabının isimlerinin anılmasını yasaklar. -İçki, kumar ve zina ise tümden serbesttir. -Ekber'in karşısına çıkan herkes secde etmeye mecburdur. Uygulamalarından sadece birkaçini saydigimiz Din-i ilâhi, Babür topraklarina ağır bir zillet ve kapkara bir eziyet getirir. Kargaşa dört yanı tutar. Kalpler selamete, kitleler muhabbete vasıl olamaz.
Din
Reklam

FÂRUKÎ

, 2025 okuma hedefini ekledi.
2025 OKUMA HEDEFİ
49/52 kitap - %94 tamamlandı
49 kitap okudu
52 kitap
9,3bin sayfa
1 inceleme
78 alıntı
MÜ'MIN ILE MÜSLÜMAN ARASINDAKI FARK :
Her Mü'min, Müslümandır. Fakat, her Müslüman, Mü'min değildir . Çünkü, bir kimse, Mü'min olmadığı halde, Şehadet getirmek suretiyle, kendisini, Müslüman gösterebilir. Eshab-i kiramdan Sa'd b.Ebi Vakkas: "Yâ Resûlallâh! (Mü'minlere verilecek mallardan) filana verdin, filan kimseye ise vermedin. Halbuki, o da, Mü'mindi?" dediği zaman, Peygamberimiz: "Ona, Mü'min deme! Müslüman de!" buyurmustur.(139) Kur'ân-i Kerimde de, bu hususta şöyle buyrulur: "Bedeviler, (Biz, iman ettik!) dediler. Onlara de ki: (Siz iman etmediniz amma bari Müslüman olduk deyiniz. İman henüz, sizin kalplerinize girip yerleşmemiştir.
Din
Asırlarca Sancak Bile Asmadılar
Diğer Müslüman devletler ve hususiyle de Osmanlılar, "Bu ümmet, Harem-i şerife ve İslâm’in mukaddesatına hakkıyla tazim ve hürmet ettikleri müddetçe hayırda daim olurlar." hadiş-i şerifinin manasını iliklerine kadar hissederek bunu yaşamaya ve yaşatmaya gayret etmişlerdi. Hayırda daim olmanın şartını çok iyi bildiklerindendir ki Osmanlılar başta Haremeyn-i Şerifeyne, oraların tozuna-toprağına, ahalisine hürmette kusur etmediler. Hatta saygısizik olmasın diye son asrına kadar Medine-i Münevvere ve Mekke-i Mükerreme kalelerine kendi sancaklarını çekmediler.
Kubbe inşaatında Gösteriten Edep
Sultan ikinci Mahmud zamanında Hücre-i Saadet'in yenilenmesinde çalışan usta ve ameleler her daim abdestli olup besmelesiz bir tuğla dahi koymadılar. İnşaatta kullanılan harç için de normal su değil, Gülsuyu kullanıldı ve ana kubbenin yapımı sırasında kesinlikle dünya kelamı konuşulmadı. Harem-i Nebevi kâtibi Seyyid Ömer'in kaleme aldığı ve günümüzde istanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi nde 6684 numarayla kayıtlı inşaat defteri, birçok hususu gözler önüne sermektedir. Bahsettigimiz esere göre, ustalar ve işçiler arasinda özel bir dil ihdas edilmişti. Taş, tuğla, kireç gibi inşaat malzemelerinin her biri yerine "tevhid, zikir, tesbih" gibi uhrevi kelimeler kullanılmıştı. Eski binanın hafriyat malzemeleri de Cennetü'l-Baki'in kuzey kısmına açılan hususi bir alana defnedilmisti. Mukaddesata o kadar ehemmiyet veriliyordu ki Yeşil Kubbe'nin inşaat malzemelerini taşıyan katır ve merkepler kayıt altına alınıyor, hususi ahırlarda itinayla bakımları yapılıyordu. Hatta inşaat tamamlandıktan sonra dahi bu hayvancıklar, yapmış oldukları kıymetli vazife sebebiyle emekli edildi ve bir daha onlara semer vurularak yük taşıtırılmadi. Ayrıca bu şerefli hizmette Medinelilerden birçok kimse de teberrüken bulundu.
Sayfa 267
Din