Örneğin bir iş arkadaşınıza sürekli olarak devamlı geç kaldığını hatırlatmanın bu duruma bir yardımı dokunmaz. Fakat, "Yapılacak çok iş var, korkarım yetiştiremeyeceğiz," derseniz, arkadaşınız da öfkeniz yüzünden yanlış hislere kapılmaksızın korkunuzu anlayabilir.
*Öfke: Öfkeliyim, çünkü orada değildin.
*Altta yatan korku: Sen orada olmayınca, beni terk ettiğinden korktum.
*Öfke: Öfkeliyim, çünkü geç kaldın.
*Altta yatan korku: Senin için işin kadar önemli değilim.
*Öfke: Öfkeliyim, çünkü iyi bir iş bulmadın.
*Altta yatan korku: Yeterince para kazanamayacağımızdan ve faturalarımızı ödeyemeyeceğimizden korkuyorum.
*Öfke: Söylediğin şeyler yüzünden öfkeliyim.
*Altta yatan korku: Beni artık sevmediğinden korkuyorum.
Korkumuza kıyasla öfkemizle daha çok ilgilenmeye alıştırılmışızdır. Bizim için eşimize, "Sana öfkeliyim," demek, "Terk etmenden korkuyorum," demekten daha kolaydır.
Bağıran insanları huysuz diye görmemizde şaşılacak bir şey yok; fakat bizim bağırmıyor olmamız da huzuru bulduğumuz veya öfkeden arınmış olduğumuz anlamına gelmez.