Bir örnek vererek konuyu daha da açtı: "Mutsuz olan kişi, bir arabam olsa', 'Avrupa gezisine çıkabilsem', 'Safiye Hanım Erol'un ne kadar akıllı olduğunu kabul etse', 'ne kadar mutlu olurum,' diyebilir. "Fakat olanaklar ve koşullar el verip arabayı-nesne- alınca, Avrupa gezisine-olay-gidince ya da Safiye Hanım-kişi- Erol'u akıllı bir çocuk olarak görünce mutluluğu uzun sürmez. Bu defa mutsuzluğunun nedeni olarak başka nesneler, olaylar veya kişiler bulur." Yakup Bey gülümseyerek devam etti; "Bu anlamda yetişkin çocukların içinde doldurulamayacak bir boşluk vardır. Mutsuzluklarının gerçek nedenini hiçbir zaman anlayamadan, sürekli bir daldan diğerine atlayarak ömürlerini geçirirler." Bir süre durdu, durgunlaştı ve, "Tabii mutsuz olan sadece kendileri değildir. Eşlerini ve çocuklarını da mutsuz yapmak için ellerinden gelen her şeyi yaparlar," dedi.
Hüzünlü bir mizah ifadesiyle, "Duygusal olgunluğunu tamamlayamamış kişinin içinde, kendinin de tam anlayamadığı doldurulamayacak bir boşluk vardır," dedi. Bir süre sustuktan sonra, "Bu boşluk, mutsuzluk olarak kişinin yaşamına yansır. Kişi mutsuzdur. Bu mutsuzluğun kaynağını ise dışarıda bir 'nesne'de, 'olay'da ya da kişi'de bulur," diyerek açıklamasını bitirdi.
Gaius (Sezar) hiç kuşkusuz ölümlüydü, bu yüzden ölmesi son derece doğal, ama benim ölmem, Vanya’nın, İvan İlyiç’in ölmesi.. bütün o duygularım, düşüncelerimle ben bambaşkayım! Benim ölmem olacak şey değil! Tek kelimeyle korkunç bir şey bu!