*Spoiler*
Arkaplanda karışık şarkılar çaldı ama özellikle kitabın sonlarına doğru İvan İlyiç’in hayatını nasıl yaşadığı ile ilgili düşünceleri sonrasında dinlediğim şarkılardan bir tanesi aklıma takıldı. "I'm a Loser. I'm a Lover. A Lover with a dollar sign is a LO$ER."
İvan İlyiç hayatını elit birisi olarak yaşadı/yaşamak istedi, kendini işine ve kariyerine verdi, yeterince kibar birisi olarak yaşadı ama sonuç olarak hiç de iyi bir hayat yaşamadığını fark etti. Tabii ki bu onun için büyük bir yıkım oldu. Sanırım Kübler-Ross'un Yaşamdan Dersler kitabındaydı. Öleceğin zaman için rahatsa o hayatı gerçekten yaşamışsındır diyordu. Roman da bunu anlatıyor sanki. Gayet de iyi yaşadığını düşünüyorsun ama kime göre neye göre. Topluma göre iyi birisi olarak yaşamış olabilirsin ama öleceğin zaman kendin ve vicdanın ile başbaşa kalıyorsun toplum ile değil. Dolayısıyla kendi istediğin şeyleri yapmadığın için pişman oluyorsun. Acaba biz öleceğimiz zaman içimiz rahat olacak mı. Geriye dönüp yaşadığımız hayata bakınca seven mi olacağız kaybeden mi?
Şimdiye kadar Rus edebiyatından birkaç eser okudum. Hepsini de beğendim gerçekten. Yazım şekilleri çok hoş. Tolstoy'un İnsan ne ile yaşar kitabında da üst sınıflara yergi vardı. Burada da kondurmuş bir şeyler. Gerçi bu sadece üst sınıflarda olmaz ama özellikle insanların başkasının acısını küçümsemesi güzel anlatılmış. İnsan acı çektiği zaman herkesin ona yardım etmesi acıması gerektiğini düşünüyor ama diğerleri hiç de oralı olmuyor. Sanki normal, iyi bir hayatı varmış gibi davranıyorlar. Herkes için kendisi özel. Bununla ilgili bir kısım daha vardı. İvan İlyiç, Gaius'un da insan olduğu ve öleceği fikrini benimsemiş ama konu kendisi olunca ölmemesi gerektiğini düşünüyor. Halbuki o insan. Ama o biricik İvan İlyiç. Dünyada başka İvan İlyiç
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,1bin okunma
Taciz; acı, korku, öfke ve yas gibi duyguların bir karışımıdır. Duygular yoğundur ve yüzeye yakın bir yerde, her patlayacakmış hissi ile taşınırlar. Taciz yaşantısı olan danışanlarımızla görüşürken bu güçlü duyguların farkına varırız. Sakin görünseler de, bu duyguların odada bir yerde olduklarını hissederiz. Her an barajın üzerinden taşacak su gibidirler.