Sonuç olarak ortaya çıkan şudur: Yetişkin olarak, çocukluğumuzda bize en çok zarar veren durumları tekrardan yaratmayı başarıyoruz. "ışıkta yanan bir pervane" gibi.
Biz şemayı biliriz. Acı verse bile rahat ve tanıdıktır.(48'de)
Her şemanın çocukluktan gelen anlaşılabilir bir kökeni vardır ve sezgisel olarak bize doğru gelir. Örneğin, kendi ebeveynimizin ne kadar cezalandırıcı ve talepkâr olduğunu kavradıktan sonra kendimizin niçin kritik olan eşlere doğru yöneldiğimizi, hata yaptığımızda kendimiz hakkında niçin kötü düşündüğümüzü anlayabiliriz.
Bilişsel terapistler, şema seviyesindeki olayların belirli işaretlerini bulmuşlardır. İlki, danışanın bir sorundan bahsedip şöyle demesidir: "Her zaman böyleydim. Her zaman bu sorunum vardı." Sorun, o kişiye "doğal" gelir. İkinci olarak, danışan seans içinde terapist ile kararlaştırdıkları ödevleri yapamaz. Bu “takılıp kalmış" olmanın getirdiği bir şeydir. Hasta hem değişmek ister, hem de değişime direnç gösterir. Üçüncü olarak, danışan kendisinin başka insanlar üzerinde olan etkisini göremez. Kendi kendine zarar verici davranışlarda içgörü eksikliği vardır.
Kişilik sorunlarının tedavisinde, biz sadece semptom kümelerinde değil -depresyon, kaygı, panik atak, bağımlılık, yeme bozuklukları, cinsel sorunlar ve insomnia- ama ayrıca altta yatan şemalara ve kontrol edici inançlara da değiniyoruz. Hastaların çoğu terapiye bu temel şemaların semptom şeklinde yansıması ile gelir.