Anıl Haznedar

Anıl Haznedar
@AHaznedar
İnstagram @haznedaranil
İzmir
24 Haziran
161 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Bölüm 10
Tutunamayanlar Uyandığım sırada Oğuz Abi sabahlığıyla salonsalamanjede dolaşıyordu. Biriyle konuşuyor gibiydi sanki. Çok üstünde durmuyorum. Sonuçta ben de birilerine göre kendi kendime konuşuyorum. Oğuz Abiyi benden başka gören kimse yok. Ama bu onun olmadığı anlamına gelmiyor tabi. Bugün kayda değer çok bir şey olmadı. Oğuz Abi de ben de bütün gün oturduk çalıştık. Kitaplarımın bulunduğu odadan tuvalet ve yemek harici çıkmadık. Ha bi ara Oğuz Abi de ben de tuvalete çıkmıştık. Tuvalete fazla çıkmayalım diye çay da kahve de içmiyorduk. Sadece okuyup, yazarak çalışmak istiyorduk. Hayatımızın olağan akışı içerisinde normal olan tek olay buydu belki de bizim için. 'Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor, ayakta durmasını bilmeyenleri yıkıyor' diyordu. Sonra günlerce bu şekilde devam ettik. Arada bir balkona çıkıp çevreyi izliyor, derin düşüncelere dalarak çocukluğumuza, gençliğimize gidiyorduk. Sonra da oradan çıkamıyorduk; çıkamıyorduk çünkü Oğuz Abi, hala daha o gençliğinde esir kalmıştı. Gençliğimizin o huzur bozucu hayalleri, unutulmayan isimleri... Hepsi birer birer siliniyordu düşüncelerimizden. Düşüncelerimi kelimelere dökmek istiyordum ama Oğuz Abi durduruyordu beni, ben daha kelimelere başlamadan; 'Kelimeler, bizi gerçeklerden uzaklaştıran küçük tuzaklardır' diyordu. Kitaplar bizi birbirimizden uzaklaştırıp, kendilerine bağlıyordu. Hissediyordum bunu. Sanki Oğuz Abinin de benim de sorunlarımızdan kaçmak için yaptığımız en iyi şey kitap okumaktı. Bunu bir çeşit terapi gibi değil de onlardan başka kimsemiz yokmuşcasına yapıyorduk. Ama bu işleri daha da içinden çıkılmaz bir hale sokuyordu, bunu ikimiz de anlıyorduk. Ruh halimiz, en ağır travmalardan sağ çıkmayı başarmış duygusal yengeç burcu insanları gibi sürekli değişiyordu.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bölüm 9
Tutunamayanlar Oğuz Abi bir hikaye anlattı bugün. O da Turgut'tan dinlemiş. Elimizde sigaralar, önümüzde rakı kadehleri. Oğuz Abi de ben gibi buzsuz içiyor; kristalize oluyor diyor, haklı. Kristalize olunca tadı da bir acayip oluyor. Yeni Rakı'nın Yeni Seri'si var önümüzde. Daha yumuşak kıvamlı diye tercih ediyorum ben, içmesi kolay oluyor. Oğuz Abi de beğendi, bizim zamanımızda yoktu böyle diyor. Benim elimde Parlak Ahmet var, Oğuz Abi de Birinci. Eskiden ne sigaraydı be diyor, bunu içmeyeni adam yerine koymazlardı. Turgut'un devlet dairesi macerası, anlattığı hikaye. Hepiniz okumuşsunuzdur ama okumadıysanız ben anlatayım, dememi bekliyorsanız daha çok beklersiniz. Açın okuyun birader. Turgut da haklı, eskiden harbiden öyleymiş daireler, devlet daireleri. Bir kere ceketsiz gidilmezmiş. Bugün de öyle aslında; adam gibi bir kıyafetin yoksa üstünde adam yerine koyulmazsın pek. Ne derlerdi hani; insanlar kıyafetleriyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır. Ha, o misal işte. Takım elbisen varsa ya da paralı olduğunu gösterir kıyafetlerin, az da Bey ve Efendi konuşursan tamamdır iş. İşin yüzde ellisi daha kapıdan girince çözülür, Hele bir de karşındaki memurun ekonomik, idari ya da memuri sorunları varsa ve sen de biraz kodamansan daha bir ilgi alaka görürsün. Sonuçta karşındaki de insan, düşünür ki 'bizim işi bu Dayı çözer mi lan acaba'! gibi bir şey. Yani Turgutcuğum Özben yarım bırakmış, halk vatandaştan sonrasını ama ben tamamlayayım; zengin vatandaş ve kodaman vatandaş. Zenginle kodaman bence farklı şeyler. Zengin anca öküzlüğünü yapar devletin; ne bileyim çay çorbadan başla masa sandalye ihtiyacının karşılanmasından devam et. Kodamansa yukarılara uzanır, sorunları çözer; O'nun yeri ayrıdır, başın belaya girdi mi önce O'nu ararsın, Abi
BÖLÜM 8
Tutunamayanlar Başım ağrıyor, işten yeni çıktım. Sokağın ortasında durdum bir sigara yaktım, insanlar bana bakıyor ama benim dikkatimi yaşlı bir kadın çekiyor. Sanki kötü bir şey yapmışım gibi hissediyorum; sanki maskesiz ve yaktığım sigaranın dumanının içindeki virüs o kadını bulmuş da öldürecekmiş gibi. Oğuz Abi yanımda, insanlar ondan habersiz ve onu görmeksizin geçip gidiyorlar. Su gibi akıyorlar, vanası açılmış çeşmeden akan kireçli su gibi geliyorlar bana. İçersen zarar vereceklermiş sanki. Bir fırt çekiyorum, iyice nefes alıyorum ama duman ciğerlerime değil beynime gitsin istiyorum. Gitsin ki uyuşsun zihnim. Burundan beyne giden kanal var mıydı sahi! Antik Mısırlılar nasıl yapıyordu bu mumyalama işini; aman banane sokmuşum Antik Mısır'ına. Beyni, burundan girip çıkarmakla burundan giren dumanın beyne gitmesinin ne alakası var deyip bir küfür savuruyorum. Farkında değilmişim, kendi kendime konuşuyorum. Oğuz Abi konuşmuyor. Soruyorum; içim sıkılıyor, nazlanıyorum sanıyorlar? Oğuz Abi, "bir yerde söz biter: iki kişi kendini tekrarlamaya başlar. Yeni başlayan ilişkiler bile eskir böylece. Hemen kaçacaksın ki aklın orada kalsın." diyor. Haklı galiba. Kaçmak lazım bu yerden. Yürüyorum, sahile gidiyorum. Kimse yok, kış zamanı sezon kapalı. Yazın milyonluk kent kışın ıssızlığa bürünüyor. Her yaz sonu terk edilmişlik sendromu yaşıyorum. Neyse diyorum ama içim sıkılıyor. Oğuz Abiye bakıyorum, eğlenelim diyor. Siktir et diyorum, hadi gidelim. Pavyona gidiyoruz. Bi 100lük envai çeşit meze. Masa sağlam ama karttan geçicez gene. Paramız yok, olmayan parayı bizimmiş gibi harcıyoruz işte. Bardaklar geldi, peçeteyle hafiften kenarları siliyoruz. İz çıkıyor bazen, ondan. Önce rakı, yarıya kadar. Oğuz Abi yaraya kadar diyor; eh romantik adam. Sonra
Bölüm 7
Tutunamayanlar Bakma öyle Oğuz Abi. Evet, ne zamandır görüşemedik ve evet, biliyorum ben okumadıkça seni, göremiyorum seni. Bir sebebi yok ama belki de sebebi birden çok; bilmiyorum. Meylettim rakıya, içmek iyi geliyor Oğuz Abi. Farkındayım; içince yoksun okuduğumda varsın. Bu mecradaki 'Tutunamayanlar"a baktım Oğuz Abi. Herkes bir Oğuz Atay tutturmuş gidiyor. Şu profilden güzel bir fotoğrafın var; kitaba bile kapak yapmışlar. Genelde onu paylaşıyorlar. Oğuz Atay'ı biliriz elbet ama kapakta o fotoğrafla ayrı bir havan olmuş. Sanki kitabın kapağı seni Oğuz Atay yapmış gibi bir şey. Tutunamayanlar ismi de bence çok anlamlı. Estetik kaygılarla söylüyorum Oğuz Abi yoksa seni Oğuz Atay yapan da kitabı Tutunamayanlar yapan da hayatın ta kendisi. Ama ülkemin geçmişini de geleceğini de görüyorum Oğuzcuğum Atay Abi; dünden bugüne her şey değişirken değişmeyen şeyin bu ülkenin Tutunamayanlarının bitmeyeceği olduğu acı gerçeğini görüyorum. Bu bir noktada iyi de bir şey. Bu güzel ülke Oğuz Atay'ı Tutunamayanlardan yapmasaydı Tutunamayanlar yazılmazdı. Yani, demek istiyorum ki Oğuzcuğum Atay Abi, aslında ülkenin ekonomisini batıranlara, hortumculara, stokculara, halkı sömürenlere bir yerde teşekkür etmek gerekiyor. Abartılı bir felsefi bakış olduğu muhakkak. Tamam Abi, kızma lakin gerçek bu. Sen mutlu bir insan olsaydın, Kırk Dört yıl önce ölmüş olan sen ile kendini yeni bir Oğuzcuğum Atay gören ben, bugün konuşamayacaktık. (Tam burada önemli bir noktayı belirtmek isterim sayın okuyucu. Tutunamayanları kaybettim; evet, kaybettim. Bir noktadan başka bir noktaya yaptığım pek de ilgi çekici olmayan bir seyahat esnasında kitabı güzide bir tatil beldesinin otogarında unuttum ve altını çizdiğim tüm satırlarla birlikte Oğuzcuğum Atay Abi de kayboldu.
Bölüm 6
Tutunamayanlar Şişmanladım iyice. Kilo almak mesele değil de yağlanmış göbeğim. Kilo almak, yağlanmak, göbek çıkması. Aynı şey zaten; ya da değil mi acaba! Her neyse ne. Karaciğer yağlanmam var, kiloluyum, stresliyim, spora gitmek istiyorum ama hep erteliyorum, pazartesi diyete başlıyorum: daha salı olmadan pazartesi akşam bitiyor diyet. Dişlerim sarardı; fazla kahve ve sigaradan. Geceleri erkenden uykum geliyor evdeyken, dışarda sıkıntı yok; merdiveni çıkarken yoruluyorum ve çabuk terlemiş hissediyorum; sanırım göbekten. Oğuz Abi, işler hiç iyiye gitmiyor.