Fikri hür vicdanı hür gazeteciliği, gazetecileri ne kadar çok özledik değil mi? Kimimiz ömrümüzün son demlerinde öğrendik, kimimiz kısacık ömrümüzün son baharında, bu ülkede namuslu gazeteci olmanın ne kadar meşakkatli olduğunu. Cesur ve korkusuz gazeteciler gördük; işlerini tutkuyla yapan, şerefi ise maaşı kadar olmayan. Kimisinin bir kesin kalemi bir kırık gözlüğü vardı, anahtarı çevirdiği apansız bir ölüme. Arkalarından hep uğurlar olsun dedik, hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun. Her türlü baskıya, korkutmaya, tehdide boyun eğmeyenler vardı. Hala daha varlar. İyi ki de varlar. İsimlerini saysak saymakla bitmez. Adını andığımız her bir isimde kısa bir yutkunma, derin bir düşünme hali. Hiçbir başarının cezasız kalmadığı güzel ülkemizde, namuslu gazetecilik de karşılıksız! Bırakılmıyordu. Böyle bir ortamda tarafsızlığını koruyarak gazetecilik yapmak ateş üzerine benzinle yürümekti. Ama bu insanlar kendilerini ateşin ortasına atmaktan korkmadılar. Ve o insanlardan biri de elimizdeki kitabın yazarı İsmail KÜÇÜKKAYA. Bizim onu tanımamız açıkçası Fox TV kameraları önüne çıkmasıyla oldu. Öncesinde gazeteciliğin en güzel günlerini yaşamış, güçlü bir kalemdi de. Siyasetin çeşitli odaklarında tanıdıkları olan kiralık kalemler gibi değil, kariyeri ve parayı elinin tersiyle reddedebilen nadir bir kalemdi onunki. “Başka bir formülle hatta daha iyi şartlarda beraber çalışma teklifi aldığım doğrudur. Keşke mesleğimizin ruhu ve benim doğam kabul etmeme izin verseydi…” diyor İsmail KÜÇÜKKAYA, baskı ile uzaklaştırıldığı yayın yönetmenliği sonrası kendisine tekli edilen dolgun maaş ve fiziki ayrıcalıkları elinin tersiyle ittikten sonra. Kolay değildi elbet bugün bildiğimiz İsmail KÜÇÜKKAYA oluşu. Çok zorluk çekmiş, yurtta kalmış, geceleri ise dolmuş parası yetiremediği için gazetenin