Ölümünden tam yirmi bir yıl sonra bulunan yedi öyküyü barındıran bu kitap okunmaya değer bir christie kitabı bence. üstelik bazı öykülerde korku öğesi daha ön plana çıkmış. eh, daha ne olsun!
Işıklar SönünceAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20231,502 okunma
dünyanın en saçma cümlelerini de yazsa barnes benim için dünyanın yaşayan en iyi yazarlarından biri. bu kitabı barnes sevenler zaten mutlaka okumuştur ama okumayanlar için tavsiye edebileceğim bir barnes kitabı (öykü) bu da. değindiği konular bakımından da ilgi çekici olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. gelelim içeriğe:
Hayatını farklı vakitlerdeki saç kestirme yaşantılarına göre ölçen bir anlatıcı; yaşamını "vazgeçiş" üzerine temellendirmenin zorunluluğunu kabullenmiş ünlü bir Rus yazar; bir yaşlılar yurdunda kalan ve bu kitabın yazarına "Sevgili Dr Barnes" hitabıyla uçuk mektuplar yazan bir kadın; kafasını konserlerde çıkarılan gürültülere fena halde takmış bir müziksever; Alzheimer hastası kocasına son derece ayrıntılı yemek tarifleri okuyup duran ve hakaretlere maruz kalan bir kadın; anne babasının çökmekte olan evliliklerine tanıklık edip evlilik kavramını sorgulayan orta yaşlı bir İngiliz; hayatta ayakta kalışını başkalarının ölümlerine borçlu olduğunu kavramış olan İsveçli bir kereste tüccarı; bir kafede buluşup geçmişi anlamıy alışkanlık haline getirmiş; ama birbirlerini asla anlayamayan iki yaşlı kadın; karısının eline tutuşturduğu alışveriş listesiyle Londra'ya her gelişinde bir hayat kadınını sürekli olarak görmekten geri kalmayan emekli bir asker ve son olarak da, günün birinde "limon masasına" oturmanın zorunluluğunu görüp en büyük müzik olan sessizliği seçmiş olan Finli ünlü bir besteci.
Limon MasasıJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 200696 okunma
Bu sefer taşrada firari bir psikopat katil, Hâkim’in yatağında kanlı bir kelle, Bavyera’dan İtalya’ya Franz’ın peşini bırakmayan gizemler var. Yakın zamanda komiserliğe yükselen Franz Eberhofer’in kasabasında hayat olanca sıradanlığıyla akmaktadır. Babasına dayanamayan Franz, büyükannenin yemeklerinde teselli bulmaktadır. Ailenin yeni üyesi Suşi’nin sevimliliği, Leopold’un (Franz'in kardeşi) varlığını biraz olsun katlanılır kılmaktadır. Kasaba sakinleri sıkıcı hayatlarını dedikodularla şenlendirirken Susi de İtalya’da gününü gün etmektedir. Ancak bir sabah Franz, Landshut Emniyeti’nden bir telefon alır. On beş yıl hapis cezasına çarptırılan katil Dr. Küstner hapishaneden kaçmıştır. Bu sırada kasabada da olağandışı olaylar meydana gelir: Hâkim Moratschek kimseye kanıtlayamadığı tehdit mesajları alır, baba Eberhofer Rolling Stones dinlemeye başlar, Susi’nin İtalya’da zor günler geçirdiği ortaya çıkar. Peki, Hâkim’in karısıyla birlikte kaplıcada görülen “kuzen” de kimdir ve Franz bütün bu olayları çözerken akli dengesini koruyabilecek midir? Serinin son kitabı da fena değildi.
bir taşra polisiyesinin bu ikinci kitabında yazar çıtayı iyi sayılabilecek kadar yükseltmiş. bu sefer kahramanımız ( franz eberhofer) sevgilisiyle (susi) de arayı düzeltmiştir. ama yolunda olmayan şeyler de vardır. yine franz bu tekdüze hayatı kabullenmişken lise müdürü Höpfl’ün cansız bedeni demiryolunda bulununca işler rayından çıkar. kimsenin sevmediği Höpfl, sevgisizlik canına tak ettiği için intihar mı etmiştir yoksa bu, azımsanmayacak kadar çok şüphelinin olduğu bir cinayet vakası mıdır? Peki, her şey yolunda giderken susi neden aniden İtalya’ya kaçmıştır ve franz’ın cüce burunlu yeğeni neden amcasına bu kadar düşkündür? mizahın zaman zaman polisiyenin önüne geçtiği güzel bir kitaptı.
Kendi çapında hem mizah hem de eğlence vaat eden orta halli, üç kitaplık bir polisiye serisinin ilk kitabı. hatta seri bir taşra polisiyesi diye tanıtılıyor. yine de bir ilk roman için fena değildi.