“Beyoğlu’nun En Güzel Abisi”
Vaktiyle şehirlerin kalbinde yaşayan bir semt varmış Beyoğlu. Ne gecesi geceye benzer, ne gündüzü gündüze… Bir sokakta hüzün dökülürken duvarlardan, bir başka köşede kahkahalar dans edermiş gökyüzünde. Bu şehir, rengârenk düşlerle simsiyah gerçeklerin el ele yürüdüğü, sırlarla örülü bir masalmış adeta.
İşte bu masalın tam ortasında, bir zamanlar herkesin “abisi” dediği bir adam varmış: Kenan. Gözlerinin içinde hem geceyi hem sabahı taşıyan, kalbinde çocuklara yer açan, yoksulun elinden tutan biri… Ama bu güzel abi, bir gün karanlık bir sokakta can verir. Masalın büyüsü kırılır. Artık rüzgâr, sırrı fısıldar duvarlara.
Ve sahneye bir başka kahraman çıkar Başkomser Nevzat. Onun gözleriyle görürmüşsün gerçeğin acı yüzünü. O, masallara inanan bir yetişkinmiş. Her cinayette biraz insan, her ipucunda biraz kader görürmüş. Arkadaşları Zeynep ve Ali’yle birlikte bu büyülü, ama yorgun semtin sokaklarında adaletin izini sürerken, aslında kendi kalplerinin derinliklerine de inmeye başlarlarmış.
Çünkü bu masalda kötü sandıkların da bir zamanlar iyi niyetli olduğunu, kahramanların ise yalnızlıkla savaştığını anlarmışsın. Her köşede bir yara, her insanın içinde bir çocuk gizliymiş. Ve bazen, adalet bile gerçek değil, bir tür inanç gibiymiş...
Beyoğlu, masalın başrolüymüş aslında. Tarlabaşı’nın kimsesiz çocukları, Galata'nın ağır taşları, Cihangir'in hülyalı gözleriyle konuşurmuş. Şehir susmazmış hiç. Her kaldırım taşında bir hikâye, her apartman boşluğunda bir fısıltı dolaşırmış.
Kitabın sonunda büyü bozulmaz. Aksine, sen büyürsün…
Kırık dökük de olsa, bu masal sana insanı anlatır. Hem güzelini, hem acısını… Hem gülümseyen yüzünü, hem de susturulmuş haykırışlarını.
Ve anlarsın ki:
Bazen en güzel abi, en çok yarayı saklayanmış.
Ve bazen bir masalı