Sanki dünyanın ve hayatın ona verdiği nimetleri birisi çalmış ve yine kendi ruhunun derinliklerinde bir yere gömüp bırakmıştı. Sanki bir güç onu hayat meydanına atılmaktan, iradesini ve zekâsını alabildiğine açılıp harcanmaktan alıkoyuyordu. Sanki gizli bir düşman daha yola çıkarken onu ağır eliyle yakalamış, insanlığın doğru yolundan uzaklara fırlatmıştı...
İçinden bir yığın düşünce, kanını coşturur; damarları şişer; bedeni esrarlı bir güçle gerilir, niyetler taşkın birer tutku halini alırdı.
Ama sabah gelir geçer, gün bitmeye yüz tutar;
Kaç kez, kaç kez batan güneşin ardından böyle bakakalmıştı.
Sabah olur, hayat yeniden gelir; heyecanlar, hayaller dirilirdi.