Babasını erken yaşta kaybetmiş bir kız çocuğu, hayatında baba sevgisini yani bir erkeğin sevgisini tam anlamıyla tadamamıştır. Bu eksiklik, onun sevgiyle kurduğu bağı baştan yarım bırakmıştır. Belki de bu yüzden, hayatındaki pek çok duyguyu eksik ve parçalı yaşamış; hiçbir şeyi bütünüyle hissedememiştir.
Yaşının getirdiği tecrübesizlikle birlikte, içindeki bu boşluğu gerçek bir ilişkide değil, zihninde yarattığı bir kişiyle doldurmaya çalışmıştır. Ancak burada sevdiği şey, karşısındaki insanın kendisi değil; onun kendi dünyasında çizdiği, idealize ettiği hâlidir. Bu yüzden aşkı, gerçeklikten çok hayal üzerine kuruludur.
Öylesine derin ve saplantılı bir sevgi beslemiştir ki, sevdiği adamı üzmemek adına en ağır gerçeği, hatta ölümü bile ondan son an'a kadar saklamayı tercih etmiştir. Karşısındaki insanın bunu hak edip etmemesi onun için önemli değildir; çünkü o, sevdiği kişiyi olduğu gibi değil, kendi anlam dünyasında yarattığı hâliyle benimsemiştir.
Çocukluğunda ulaşamadığı şeylere alışmış bir kalp, aşkı da ulaşılmaz olarak tanımıştır. Bu yüzden sevgi onun için paylaşılması gereken bir duygu değil, içinde saklanması gereken bir sır hâline gelmiştir. Ve o, hayatı boyunca sevdiği adama bile kalbindekini tam anlamıyla açamadan sevmiştir.