Aysun

Sayın öğretmenler, papazlar, hâkimler, mühendisler, me­murlar, avukatlar, genç Suomi’nin çocukları, aydınların çiçekle­ri! Siz de kendi milletiniz içinde birer Robinson olmak istemezmisiniz? Robinson, boş odanın orta yerinde, insan eti yiyen biryerliyi eğitmiş , kendine arkadaş ve yardımcı yapmış. Sizse bü­yük şehirlerde yüksek okulların, gazete yönetim yerlerinin, tiyat­ro ve müzelerin duvarlarının dibinde durarak milletimizin mil­yonlarca bireyi hakkında: ‘Bunlar cahil, kaba ve sarhoştur!’ diye şikayet ediyorsunuz.Robinson’u gözünüzün önüne getirin. Yaşama ve insanlara karşı görevinizin ne olduğunu düşünün.’ diyordu bu ateşli ko­nuşmacı.”
Reklam
Bu sırada bana ilham geldi ve dedim ki: ‘Ne demek, efendiler? Ben kurabiye satarım ama niçin ken­di sanatımda, kendi işimde bir Robinson olmayayım? Yalnız ballısimitler satmakla kalmam, ülkemizde arıcılığı da ilerletebilirim.Bu işi o dereceye vardırabilirim ki, ballı ve tatlı kurabiyeler, buülkede yalnız zenginlere özgü bir lüks olmaktan çıkar, fakirler de bunları kolayca elde edip yiyebilir. Arkadaşlar, ben kararımı ver­dim. Bu memleketin tatlı kralı olacağım.’
İşte bundan dolayı, Yarvinen’in reçel kutularına ‘içkiye en­geldir’ unvanı verilmiştir. Bu kutulardan her biri, girdiği köylü ve­ya işçi evinde parlak bir güneş ışığı görevini görür. Bu kutununeve geldiğini gören bütün çocukların gözleri sevinçle parlar. Ai­le reisinin bir günde elde ettiği paranın alkole, yani zehre veril­meyip de gıdaya verildiğini gören her anne, bu durumdan mem­nundur
“Finlandiya’nın şimdiki hâliyle, çocukluğumdaki hâlini dü­şünürken, gözümde öyle bir tablo canlandırıyorum: Büyük, harap bir ev. Bütün pencereleri kapalı. Böyle bir ev insanda terk edilmişlik hissi uyandırır. Karanlık, boğucu, nemli ve sıkıntılı olan bu ev, büyük bir mezara benzer. Düşünün ki, bir yandan genç, cesur ve güçlü insanlar geliyor. Fazlasıyla neşeli veakıllı adamlar, bunlar. Hemen perdeleri çekip camları açıyorlar ve eve güneş ışığı temiz hava ve çiçek kokuları giriyor. Evin için­deki her şey canlanıyor. Bina elden geçiriliyor,. Gençleşiyor. Ya­bancılar, perili bir yerden kaçar gibi bu evden uzaklaşıp yenile­nen binayı şaşkınlıkla seyrediyor. Her devlette, her ilde, her ilçede en yüzüstü bırakılmış ve unutulmuş bir köşede de böyle bir değişiklik yapılabilir. Bununiçin uyanık ruhlu ve uygarlık uğruna çalışmaktan bıkmayan,usanmayan insanlara ihtiyaç vardır.” derdi.
Halk ise, daha çok doğa hayatı yaşayan bir ormana benzer, eğer değeri bilirlerse, onu korur. Ormandaki ağaçlar, nasıl bah-çedekiler gibi birer canlı ağaç ise, halk tabakasından olan her kişide yüksek tabakalardakiler gibi birer insandır. Onlar da yaratılış bakımından akıllı ve yeteneklidirler. En üst derecede ruhsal gelişmelere açıktır.'Yalnız, bunlara emek vermek, milyonlarca in­sanın her birine tam anlamıyla adam olmaları için imkân sağla­mak gerekir."
Reklam