Ohh ne kadar kolay, elimize alıyoruz telefonu bir dokunmayla açıyoruz malum uygulamayı; (aşkım, sevgilim, canım, bitanem, ponçiğim, kırçiçeğim ...) artık hangi garip isimle kayıtlıysa, sevgilinin isme dokunuyoruz ve başlıyoruz metiyeler düzmeye.
Taş atıp kolumuz yorulmuyor, iki parmak hareketi ile iş bitiyor, hatta tek parmakla bu işin üstesinden gelenlerde mevcut. Her şey tamam, güzel de, hani nerede emek? Hani, sevgi emek isterdi? Teknoloji geldi aşıklık bozuldu. Eskiden sevgiliye ulaşmak için çöller aşılmış, dağlar delinmiş, hadi o kadar da çıldırmayalım, ama şunu da unutmayalım; bir sevgiliye duyulan özlem, ona kavuşma arzusu, ona duyulan sevgi, yüreklerden bir kalem vasıtasıyla kağıtlara dökülüp, aşkla tütsülenerek bir zarfa koyulur ve bu zarf postacının ellerine teslim edilip sevgiliye gönderiliyordu. Bilmem ne kadar sürüyordu, aşkla tütsülenmiş o mektubun sevgiliye ulaşması. Eğer doğru adrese gitmiş, doğru kişinin eline ulaşmışsa bu mektup, işlem tamamdı; geriye, mektubu okuyan sevgilinin yine aynı duygularla cevap yazıp, 'aşkla tütsüleyerek' zarfa koyup postacıya teslim ettiği mektubunu beklemek kalıyordu. Yani; aşk, ilmek ilmek emekle örülüp bir şekil buluyordu hayatlarda. Bir de siz, o kadar emeğin karşılığını alamayıp aşklarını kalplerine gömen sevdalıları düşünün, ama yine de o emeği harcamaktan geri durmazlardı, aşk için önce umuda sarılırlardı.
Örneğimi sevgiliden yana kullandım ama, bu emek sadece iki sevgili arasında verilmiyordu tabii. Birbirine değer veren herkes bu şekilde büyük bir emek harcayıp iletişim kuruyordu ve bu iletişim en samimi duygularla kuruluyordu. Yani, şimdiki gibi samimiyetten uzak kısa mesajlara, maillere benzemezdi mektup ve verdiği tat. Elbette çağa ayak uydurmak gerek, buna hiçbir zaman itirazım yok, fakat sevdiklerimize onları