Zarlar dönerken nefesini tutmayı, kendi varlığı da dahil her şeyin o kısacık anda donmasını hissetmeyi, kaybetme ve kaybetmenin yarattığı o muazzam kazanma umudunu öğrendi.
Cehennemde bile hayat vardır, hapishanede de bir hayat vardı, sadece dışardakilerden farklı bir hayatta bu, kendine göre bir işleyişi, kendine göre bir ritmi, kendine göre bir “önemliler” listesi bulunuyordu.
Kalp, vazifesinin zıttına, yanlış bir cereyana kapıldığında azap çeker ve bütün iç yapılar bu azaptan hızlı bir şekilde paylarını alırlar .
Kalbin en önemli özelliklerinden birisi de neye bağlanırsa ona bütün kuvvet ile sarılmasıdır.
Allah’tır kalpteki sonsuz çaplı sevgiye layık olan.
İçinizde zaman zaman bir boşluk hissedersiniz. Bir türlü tamamlanmayan ve tarifi de pek yapılamayan bir eksiklik… sanki birini özlüyorsunuz da onun kim olduğunu bilmiyorsunuz. Bir çemberin dışında kalarak telaşa düşmüşsününüzde o çemberin ne çemberi olduğunu idrak edemiyorsunuz. Bir şeyin doğru gitmediğini farkındasınız ama onun ne olduğunun farkında değilsiniz. Sizi yaşamdan koparan, varlık katmanları ile bağlantılarınızı kesen bu mahrumiyet, kalbin açlık sinyalleridir.
Kalpte giderilmeyi bekleyen ihtiyaçlar öylesine büyük ve kutsidir ki dünyanın en zengin kişisi bile onu sakinleştirme konusunda aciz kalacaktır .
Hakiki muhatabını bulamamış bir kalp, bağlanılacak neler varsa hepsini birden, aşkla bağlanmaya çalışır. Bunun sonucunda da çözümsüz acıların ve perişanlıkları pençesine düşer.
İnsan, başka varlıkları Allah’tan ötürü sevmeli, fanilere olan muhabbetleri Allah’a hatırlatmaya bir geçiş vesilesi olarak görmelidir.
İnsan, bir iyilik yaptığında ya da kötülüklerden uzak kalma azmi gösterdiğinde kalbini kuvvetlendirmiş olur. Dua, zikir ve İstiğfar gibi ibadetlerle de bunu yapar. Kalbi güçlü insanlarla birlikte vakit geçirmek de böyledir.
“ Başlardaki gözler kör olmaz, asıl, göğüslerin içindeki kalpler kör olur!”(Hac,46)