“yalnızlıktan ölmek ve kendinizi bir köpek gibi hissetmekse gayeniz, öylesi bir yere gitmeniz gerekir. lamı cimi yok. hissizlik… dikkat dağıtacak hiçbir şey yok; teselli bulunacak bir şey de. gölgesi olmayan bir mekân… vahşi… başka yerde zor rastlanır bir gökyüzü var orada. gecesi de gündüzü gibi yoğun.cefa çektirecek kadar hem de… kişiye kendisini kumun içine kaçan böcekten bir milimetre daha büyük hissettirme kapasitesine sahip bir mekân…”
“şayet hayatınızın bir anlamı olup olmadığından çok emin değilseniz ve bunu bir deneye tabi tutmak isterseniz, yahut tüm düşüncelerinizi unutup başka bir adama dönüşmek gibi bir derdiniz varsa orası tam da size göredir. “
“bir koleksiyoncu için yangın sözcüğü düşlerin yanıp kül olmasıyla eşdeğerdir. varlığını sadece sezdiğimiz bir tehlike gerçeğe dönüşür ve birinin hayatını sonsuza dek mahvedebilir.”
“bakın, bu eski bir tartışma konusudur. kimse asıl olay yazarın yeteneğinde mi yoksa baskının güzelliğinde mi tam emin olamaz. farklı görüşler vardır fakat pek çok okurun kitabın iyi ve okunmaya değer olup olmadığını anlaması için patikalara bakması yeterlidir.”
“elektriğin icadından önce yazılan eserleri mum ışığında okumanın esprisini yapardık. gereksiz bir antikalık gibi gelebilir kulağa, fakat bir yağlıboya resme mum ışığında baktığınızda, ne kadar iyi aydınlatılırsa aydınlatılsın, resmin normalde olduğundan çok daha farklı bir hal aldığını görürsünüz. pigmentlerden yansıyan ışıkla, yağla ve resmin bulunduğu odayla bir ilgisi olmasa da baktığınız tablonun yeni bir tabloya dönüştüğünü, gölgelerin hayat bulduğunu söyleyebilirim. boşluklar genişler ve kişi ortaya çıkan bu yeni boyutun içine girer.”