“işte bu beyaz sokağın sırrı buydu: insan ne kadar yavaş hareket ederse o kadar hızlı ilerliyordu. ama aksine, ne kadar acele ederse de o kadar güç ilerliyordu.”
“tamam” dedi momo, “seninle geliyorum. ama daha çabuk olmak için seni taşıyamaz mıyım?”
“ne yazık ki olmaz” diye yazıldı kaplumbağanın kabuğunda.
“neden öyle kendin sürünmek zorundasın?” diye sordu momo.
yine bir bilmece gibi sözcükler belirdi: “yol benim içimde.”
“yalnız geçirdiğin saatlerden sana ne kaldı? seni ezen bir lanet, seni patlatan bir sıkıntı, seni boğan bir deniz, seni kahreden bir keder. bütün insanlardan soyutlandın.”
“aradan geçen süre yalnızca birkaç ay olduğu halde, momo’ya sanki çok uzun bir zaman geçmiş gibi geliyordu. çünkü gerçek zamanı ne bir saat ne de bir takvim ölçebilirdi.”