“tıbbın amacı hastanın acısını hafifletmekse şöyle bir soruyla karşı karşıya kalırız: ıstırabı hafifletmekle elimize ne geçecek? bir kere, acıların insanları olgunlaştırdığına inanılır. ikincisi, insanlar acılarını haplarla, damlalarla dindirme yolunu bulurlarsa o güne değin felaketlerden korunmak için sığındıkları, hatta mutluluk aradıkları dinsel inançlarını, felsefeyi bırakmazlar mı?”
“maddi ve manevi çürümüşlük, nasıl olsa, bir yerde yok edilirken başka bir yere sıçrardı. en iyisi, işler kendiliğinden düzene girinceye dek beklemekti. birtakım kör inançlara göre, yaşamın kiri, pisi, çirkefi eninde sonunda bir işe yarardı. iğrenç hayvan gübresinin zamanla çernozem’e dönüşmesi gibi. yeryüzündeki güzel şeylerin hepsinin kaynağında birtakım pislikler yatmıyor muydu?”
“halk arasındaki en sefil adam olmak… ya da veliaht prens! ikisi de tamamen aynı şey. insanlar arasında yalnızca bir fark vardır: itaat etmek ya da hükmetmek!”
“bakın, dedi, aklı başında bir adamın aklına esip kendinden geçmesiyle kaç tane gariban nasipleniyor! fakat bu hoşuma gidiyor. bu tam prenslere ve krallara layık! büyük bir insan yolunu şaşırdığında bile etrafını mutlu etmeli ve tıpkı taşan bir nehir gibi çevresindeki tarlaları verimli hâle getirmeli.”