Alex Mıchaelides’in ilk romanı olan “Sessiz Hasta” kocasını ateş ederek öldürdükten sonra sessizliğe gömülen gizemli bir kadını ve onun bunu yapmasına sebep olan nedenleri ortaya çıkarmaya çalışan bir terapistin şok edici gerilim dolu hikâyesini anlatıyor. Her şey bir cinayet davasıyla başlıyor. Ortada bir ölü ve bir katil var ama Alicia kocası Gabriel’ in ölümden sonra derin bir sessizliğe gömülüyor.
Bazen hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Buz dağının bir görünen bir de görünmeyen kısmı vardır. Önemli olan da o görünmeyen kısmı görebilmek, tarafsız bir bakış açısıyla olayı çözebilmektir. Bu da psikoterapist uzmanı Theo’ya kalıyor. Hem Alicia’yı konuşturmaya hem de sanki bir dedektifmiş gibi sır perdesini aralamaya çalışıyor. Eğer Alicia konuşmaya karar verirse başarılı mı yoksa başarısız mı olacak?
Gerçekleri duymaya hazır mı? Gerçekleri görmek, söylemek, duymak acı verir. Her iki tarafa da ama yine de açmak lazım gözleri, dile dökmek lazım acı verse de…
Alicia, “Alkestis” ile özdeşleştirilmiş. Euripides’in yazdığı eser Alkestis, Yunan mitolojisinde bir prensestir. Kocası Admetos'a olan sevgisi nedeniyle büyük fedakarlık yapar. Alkestis, Artemis tarafından cezalandırılan kocasının hayatına karşılık, kendi hayatını verir. Alicia derin bir karakter. Zekâsı, sanat tutkusu, yeteneği birçok yönden etkileyici biri. Ve kendini Alkestis’e benzetiyor onunla bütünleşiyor. Onun sessizliğinin altında çok şey olabilir. Acı, gözyaşı, mutsuzluk, korku, hayal kırıklığı, kapanmayan yaralar bazen bir kadın yaşadıklarını susarak anlatır, o da susarak kendi yalnızlığına gömülüyor. Alkestis’in trajedisini neden bu kadar sahiplendiğini, neden kendini ona benzettiğini Alicia’nın dramatik hikayesini okuduğunuzda daha iyi anlaşılacak.
Kitabın içinde yer alan Alicia’nın günlükleri