Bugüne dek okuduğum romanlara dair bir inceleme yazmamıştım. Bunun sebebi kendimde bu haddi, istidatı ve vazifeyi görmüyor oluşumdu.
Bir romana ya da esere dair bir inceleme yapıp bunu paylaşmanın ciddi bir sorumluluk taşıdığı ve sonuçlarının önceden düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim.
Ancak İvan Gonçarov’un Oblomov romanı benim görüşüme göre öyle bir eser ki onbeş yaş itibari ile herkesin okuyup rahatlıkla anlayabileceği sade bir dille, dolaylamalara çok fazla başvurulmadan yazılmış.
Bu yüzden ben de bu büyük eser hakkındaki düşüncelerimi, spoiler içermemesi adına kısaca sizlerle paylaşmak istedim.
Gonçarov romanın başından sonuna kadar derinlemesine işlediği iki ana karakter olan Oblomov ve Ştoltz ile çocukluk yıllarımızdan başlayarak eğitim hayatımız, iş hayatımız, evlililik ve aile hayatlarımızı nasıl yaşamamız gerektiğini, kişisel gelişimimizi hangi yönlerde ilerletmemizin doğru olduğunu, maddi kazanımların yanında manevi edinimlerin de ne kadar önemli olduğunu kurduğu diyalektik ile okura aktarmaktadır.
Nasıl mı ?
Oblomov; çocukluk yıllarından başlayarak ailesi tarafından hep hazıra alıştırılmış, kendi emeği ile hiçbir kazanım elde edememiş, gençlik ve gençlik sonrası ilk yıllarında meslek hayatında hiçbir başarıya ulaşamamış, tembel, zihninde kurduğu hayallerin içerisinden bir türlü kafasını kaldırıp aksiyon alamamış, hiçbir hayat gayesi taşımayan ancak bunun yanında son derece saf, katıksız bir ruh güzelliğine sahip bir karakter.
Karşıtı olarak Ştoltz ise; yarı Alman yarı Rus, babası tarafından çocukluğundan itibaren, yaşının duygusal gerekliliklerini es geçmeden, tam bir Alman disiplini verilerek eğitilmiş, işlerini olması gerektiği zaman ve olması gerektiği gibi yapan, hayatı sorgularken yaptığı çıkarımları aksiyona geçirebilen, hayaller aleminin