“Bireyler ötekilerin şeytanlaştırılmasından kendilerini soyutlama sürecine nasıl direnir ya da yabancının coğrafi sığınağına ülkedeki yabancı düşmanlığını bulaştırabilen bu sürecin nasıl suç ortağı olurlar?”
“Korkularımızın tümü dizileştirildiğinde, yaratıcılığımız cezalandırıldığında, fikirlerimiz piyasaya çıkarıldığında, haklarımız satıldığında, zekamız slogana dönüştürüldüğünde, gücümüz kısıldığında, mahremiyetimiz açık artırmaya konulduğunda; yaşamın teatralliği, eğlence değeri, pazarlanması tamamlandığında, bizler kendimizi bir ulusun içinde değil, bir sektörler birliğinin ve bir ekran aracılığıyla belli belirsiz olarak görülenin dışında, bizim için tamamıyla anlaşılmaz olanın içinde yaşıyor bulacağız.”
“Komşuları tüketicilere dönüştürür; böylece insanlar olarak değerimizin ölçüsü insanlığımız ya da şefkatimiz veya cömertliğimiz değil sahip olduğumuz şeyler olur.”
“…en yüksek değere sahip şeyler, daima farklı bir kökenden, kendi kendilerinin kökeninden geliyor olmalılar. Bu gelip geçici, baştan çıkarıcı, aldatıcı, değersiz dünyadan, hezeyan ve açgözlülüğün bu keşmekeşinden kaynaklanıyor olamazlar. Daha ziyade, varoluşun, ana rahminde, gelip geçicilikten uzak, gizlenmiş Tanrı’da, -kendinde- şey’de. Onların kaynakları orada olmalı, başka hiçbir yerde değil!”