Bir tek ailesi tarafından anlaşılmayan, korkuyla büyütülen Kabil acı çeker; şüphelerle, başarısızlıklarla savaşır. Bu arada cenneti kaybeden ailesi, geçmiş parlak günleri için üzülürken, Kabil parlak gelecek günleri hayal eder. Ve Kabil gelecekle ilgili hayal kurmaya devam eder.
"Yeryüzünün küçük, zavallı solucanları, siz sadece sürünebilir ve titreyebilirsiniz. Korkunun çocukları olduğumuz için, dini de devamlı korku, titreme, sikâyet ve dilenme olarak algılıyorsunuz. Eğer siz ruhen de gerçekten Yaradan'ın çocukları olsaydınız, yere kapanmak yerine, yukarılara uzanarak, büyüyerek, kendiniz birer hayat yaratırdınız."
"Halkın içindeki hareket, gerekli güç doğunca ve birikince, kendini ileri atacak ve önünde akıntı oluşturacaktır. Kendi ortamından lider seçecek ve bu lider onun duygularını ve hedeflerim dile getirecektir."
Kitap Bulgarcadan Türkçeye çevrilmişti ve 1928'de İstanbul'daki kitapçılarda yerini aldı. O anda Türkiye geçiş ve modernleşme dönemi yaşıyordu. Bu düşüncelerin başında "Türklerin atası" Kemal Atatürk yer alıyordu. Bu kitapla Atatürk'ün nasıl tanıştığı bilinmiyor, fakat okuduğunda çok etkilendi ve bu kitabın okullardaki ve özellikle askeri okullardaki eğitim programına dahil edilmesini emretti. Yıllarca Türk subayları "Beyaz Zambaklar Ülkesinde" adlı kitabı, ülkelerindeki "yenilenen hayatı” yönetmek için okudular.