Bu kitapta Sagan, bilim ve felsefe karışımıyla kozmolojinin tarihini ve geleceğini merak ve önsezilerle araştırıyor. MÖ 3. yüzyılda dünyanın çevresini sadece iki çubukla hesaplayan Eratosthenes'in hikayesiyle başlıyor bilimin mucizesi.
MÖ 6. yüzyılda Thales ve Pisagor astronomiden matematiğe kadar uzanan modern bilimsel düşüncenin temellerini atmaya başlıyor. MÖ 6. yüzyılda sadece bu Yunanlılar değil, aynı zamanda Hindistan'da Gautama Buddha, Çin'de Konfüçyüs ve Lao-Tse de bilimsel düşünce üretmeye başlıyorlar. Sagan, bu eşzamanlı yeni fikir patlamalarının gerçekten alakasız olup olamayacağını soruyor, ancak bir yanıt önermiyor. Ne yazık ki bu yenilikçi düşünce patlaması uzun sürmüyor. Sagan, Karanlık Çağların başlangıcını simgeleyen bilime bir darbe olarak MS 4. yüzyılda İskenderiye'deki kütüphanenin yıkıldığına işaret ediyor. Bu kadim bilginin yeniden keşfedilmesi, her ne kadar sonsuza kadar çok şey kaybettirecek olsa da, insanlığın 1000 yılını daha alıyor.
Sagan, Copernicus, Brahe, Kepler ve Newton'un 16. ve 17. yüzyıl katkılarına da yer veriyor. Ardından Voyager keşifleri, güneş sisteminin incelenmesi ve yaşam bulma olasılıkları hakkında tartışan insanlığın güncel bilimsel meraklarını irdeliyor. Kitapta yalnızca uzak medeniyetleri tanımlamak için değil, onlarla iletişim kurmak için radyo astronomisinin kullanımına özellikle yer veriliyor.( Bu çok kıymetli bir nokta)
Sagan, diğer medeniyetlerle etkileşim kurma hayalini de dile getiriyor. Bunun iyi bir fikir olduğundan emin değilim, ancak uzaylılardan kaynaklanan tehlike, diğer insanlardan gelen tehlikelerden çok daha düşük görünüyor. Evrendeki ileri medeniyetlerin sayısını hesaplamaya çalışırken, bir medeniyetin kendisini yok etmeden önce ne kadar dayanabileceği sorusu daha ön plana çıkartılıyor