Bazı sinir sistemi hastalıklarında, hastanın organlarında bir sorun olmasa da bir tür isteksizliğe saplandığı bilinir, hasta sanki güçlü ve kurtarıcı bir el uzanmazsa tek başına kurtulamayacağı ve sonunda yok olup gideceği derin bir saplantı içinde gibidir. Beyninde, bacaklarında, ciğerlerinde, midesinde bir sorun yoktur. Çalışmak, yürümek, soğuğa maruz kalmak, yemek yemek konusunda hiçbir gerçek yetersizliği yoktur. Ama bu farklı edimleri yerine getirmeye fazlasıyla yeterli olsa da onları istemekte yetersizdir. Eğer kendi içinde bulamadığı itki, dışardan, onun yerine isteyecek bir doktordan gelmiyorsa, sonunda, çeşitli organik istençleri yavaş yavaş yeniden çalışır.
Oysa, bu hastalarla kıyaslanabilecek kimi zihinler vardır ki bunlarda zihnin gerçek yaşamının başladığı derin benlik bölgelerine kendiliğinden inmeyi engelleyen şey bir tür tembellik ya da havailiktir. Bir kez bu yola sevk edilseler orada gerçek zenginliklerini keşfedebilecek ve bunlardan yararlanabilecek durumdadırlar ama bu dış müdahalenin yokluğunda, ebediyen kendini unutarak yüzeyde yaşarlar, onları bütün zevklerin elinde oyuncak yapan ve etraflarındaki kışkırtıcıların düzeyine indirgeyen bir tür edilgenlik içindedirler ve dağ başındaki haramilerin hayatını çocukluğundan beri paylaşmış olduğu için, çok uzun süre önce terk ettiği adını artık anımsamayan o roman kahramanı centilmene benzerler, eğer dış bir itki kendileri hakkında düşünme ve yaratma gücünü aniden keşfedecekleri zihni yaşama onları bir anlamda zorla yeniden dahil etmezse sonunda içlerindeki tinsel soyluluğa ilişkin bütün anlam ve hatıraları yok ederler.