Uzaklaşıyorum. Yavaş, fakat emin bir şekilde. Tıpkı bir denizcinin demir aldığı kıyıdan uzaklaşması gibi geçmişimden uzaklaştığımı hissediyorum. Eski hayatım hala içimde alev alev yansa da, yavaş yavaş anıların küllere dönüştüğünü biliyorum.
Yüzeysel sohbetleri derinliklerini gizlemiş. Acaba önceden sağır ve kör müydüm,
yoksa insan, karşısındakinin gerçek yüzünü görmek
için felaketin keskin ışığına mı ihtiyaç duyuyor?
Şimdi dönüp baktığımda
sanki tüm hayatım bu ucu ucuna kaçırdığım şeylerin
bir listesi, sonunu bildiğim ama bir türlü kazanan tarafa oynayamadığım bir yarış gibi geliyor.
Bugün pazar. Pencerenin kenarında yığılmış, küçük bir kütüphaneyi andıran kitaplarıma bakıyorum.
Oldukça lüzumsuz görünüyorlar çünkü bugün kimse bana kitap okumaya gelmeyecek.