Adı:
Kelebek ve Dalgıç
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
145
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055156169
Çeviri:
Nazlı Ceyhan Sümter
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nemesis Kitap
Sol Ayağım gibi bir klasik olmaya aday, gerçek bir yaşam öyküsü...

Kelebek ve Dalgıç, yaşanmış bir hikâyenin anlatısıdır.

Jean-Dominique Bauby, bir beyin kanaması geçirir; yolunda giden hayatı artık bir çıkmaza girmiştir. Onun için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Artık vücuduyla tek yapabildiği şey, gözkapaklarından birini oynatabilmektir. İnsanlarla iletişim kurmak için kullanabileceği tek yol budur.

Yine de, umut... Hep vardır umut.

İnanmaktan vazgeçmeyen insan birçok şeyi başarabilir. Jean-Dominique Bauby de bu kitabı, sadece göz kapağını oynatarak, alfabedeki yerlerini işaret ettiği harfler sayesinde yazdırmayı başarmıştır. O nedenle bu kitap kısadır ama açacağı kapının önünüze sereceği yol çok uzundur.

Günümüze ait bir efsane gibi… Yüzyılın en iyi kitaplarından biri.

-Jackie Wullschlager, Financial Times-

İnsan olmanın çekirdeğini, özünü anlatan bu kitabın söylediklerini dinlemeliyiz.

-Robert McCrum, Observer-

Bu kitabı okuyun ve hayatınıza yeniden âşık olun.

-Edmund White-

Sarsıcı bir çalışma. Aklın ve ruhun inanılmaz gücünü yazıyla harmanlayarak mutlaka okunması gereken bir hikâye sunuyor.

-A.L. Kennedy-

Günümüzün en dikkate değer yaşam öyküsü -hatta belki de tüm zamanların demeliyiz.

-Cynthia Ozick-
"Uzaklaşıyorum. Yavaş, fakat emin bir şekilde. Tıpkı bir denizcinin demir aldığı kıyıdan uzaklaşması gibi geçmişimden uzaklaştığımı hissediyorum. Eski hayatım hâlâ içimde alev alev yansa da, yavaş yavaş anıların küllere dönüştüğünü biliyorum."

"Gizlice ağlayabiliyorum. Gözümün aktığını sanıyorlar."

Bu acıklı sözleri söyleyen kişi Jean D. Bauby. Sizce de bu sözleri söyleyen bir yazar, saygıyı hak etmiyor mu?

Eleştirmenlere katılıyorum. Klasik olmaya aday. Yazar, bu eseriyle ölümsüzlüğü tatmıştır. Özellikle sanatsal ifadeleri dünya edebiyatında yer edinmiş bir çok yazara taş çıkartır. Somutlaştırırsam, eserde 'önsöz' bölümünde geçen "Eski püskü perdenin arkasından yansıyan süt beyazı bir aydınlık, sabahın yaklaştığını haber veriyor. Topuklarım ağrıyor; başım bir örs, tüm vücudumu saran bir çeşit dalış hücresi gibi." Yine aynı eserin 'perde' başlıklı bölümünde "Saat beş. Genelde çok dostane gelen çan sesleri veda zamanını haber veren acı bir çınlamaya dönüşüyor... Pürüzsüz bir gökyüzünü yansıtan gözlüklerinin ardında Sylvie, parçalanmış hayatımıza ağlıyor."

Jean D. Bauby' nin en sevdiğim yönlerinden biri eserinde yaptığı benzetmelerdir. "vücudumu saran bir çeşit dalış hücresi - etrafımı saran kozamın yani vücudumun - serseri zihnimin - kızımın Tanrı'sına ettiği küçük dua yanında yalnızca birer kilden sur, kumdan duvar - panoramik manzara - edebiyat ve nöroloji tanrılarının kararı - cehennemin sesli öncülüğü" gibi sizlere eserinden kesitler sunarak paylaştığım benzetmelerini isterseniz sizler daha da arttırabilirsiniz. Cümle bütünlüğü içerisinde bakılınca benzetmelerinin daha tatlı bir şekil aldığı gerçek. Bunun için kitabı okumalısınız.

Yazarın, dilsel anlamda edebiyatın deneme türüne azda olsa yaklaştığını gördüm. Olayı anlatırken ki insanların haline şakacı bir tavır takınması, kendini ve olayları anlatırken sohbet havasında olması, insanların haline eleştirel bir düşünce getirmesi ve bunu yaparken de ben'li bir tutum takınması, bu görüşümü desteklememe, bu kanaati taşımama neden oldu. Göz ardı etmemem gerekir ki, bunda yazarın başarısı ve birinci tekil kişili anlatımı benimsemesi etkili oldu.

Yazar, 'Kelebek ve Dalgıç' ismini kitabına seçerken gelişigüzel seçmemiş. Kitabının 48. Sayfasında geçen "Beni sıkıca kavrayan dalgıç kıyafetinin baskının azaldığını hissediyorum." Yine aynı kitabın 49. Sayfasında "...Tıpkı bir kelebek gibi hayatı ucundan da olsa yakalamak için Sandrine'den faydalanıyorum." geçen cümleler yazarın kitabında neden bu başlığı seçmiş olduğu konusunda biz okurların izlenim kazanmasını sağlıyor. Kitabının birçok yerinde yazar, bazen soyutsal bazen de somutsal anlamda 'kelebek ve dalgıç' a atıfta bulunarak sevimli kurnazlığını göstermektedir. Yazar kitabına 'KELEBEK' ismini koyarken; ruhsal anlamda özgürlüğünü, hayalini, umutlarını, mutluluğunu anlatmak istemiş. Bunları anlatırken de ruhunun hafifliğinden dem vurarak 'Kelebek' benzetmesini başarıyla yansıtmış. Eserinin ikinci başlığı olarak gördüğüm 'DALGIÇ' ismini koyarken de yazar; hastalığı nedeni ile felçli oluşunu, (vücutsal köleliğini anlatmak istemiş) umutsuzluğunu, kötümserliğini anlatmak istemiş. Bunları anlatırken de ruhunun ağırlığından yakınarak 'DALGIÇ' ismini uygun görmüş. Demek istediğim sevgili okur, yazar eserinde düşünsel ve ruhsal anlamda iki farklı kişilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Eserinin başlığını da 'Kelebek ve Dalgıç' koyarak yazar bizlere hissettirmeye çalışmaktadır.

Jean D. Bauby bir beyin kanaması geçirir. 20 gün komada kaldıktan sonra uyanır, doktorlar ona locked-in sendromu teşhisi koyar. Hastalık Jean için kötü olur. Vücuduyla yapabildiği tek şey, sol gözünü oynatmaktır. Yanlış okumadınız! Vücuduna hapsolan yazar, vücudunda sadece sol gözünü oynatmaktır. Bu eserini de sol gözünü kırparak yazmıştır. Geçmiş ve gelecek Jean D. Bauby ile bir başka anlam kazanıyor.

Kitabında ve filminde yazarın yaşamından izler bulabilirsiniz. Sizleri gerçek bir yaşam öyküsü bekliyor. Filmde, yazarın kitabından da alıntılar yapılıyor. Filmi özelikle benim gibi dram severlerin beğeneceğini düşünüyorum, çünkü içinde fazlasıyla dram mevcut. Kitabı okursanız ya da filmini izlerseniz lütfen ama lütfen düşüncelerinizi, bana özel mesaj atarak bildirebilirsiniz efendim. Bundan memnuniyet duyacağımdan şüpheniz olmasın!

Yazar, bize bu güzel çalışmasını kazandırdıktan on gün sonra hayata gözlerini yumuyor. Kaderin cilvesi mi demeliyiz bilmiyorum, takdir siz değerli okurlarındır.

Vücudunda sadece sol göz kapağını oynatan yazar, Tanrısal bir sabır gösterir. Yazar bir kapı aralar ve o kapıdan içeri girmenizi bekler; çünkü size anlatacakları vardır.

Sizlere bolca kelebek diliyorum.
Sevgiyle kalın!
"Dalgıç giysisi giymiş kelebek" ( Kelebek ve dalgıç) Fransız bir dergi yönetmeninin yazdığı kitaptır. Yayın yönetmeni bir hastalık geçirir ve yatağa düşer, vücudunu hiçbir şekilde kullanamaz,vücudunda hareket ettirebildiği tek şey sağ göz kapağıdır.Serum dışında hiçbir besin alamaz,tüm vücut fonksiyonları kaybolur.Sağ göz kapağını Mors alfabesi gibi kullanarak bir kitap yazar,gözünü kaç defa kırparsa o harf anlamına gelir,asistanı not alır ve kitabı yazmaya başlarlar...
Ayda bir kere bir dilim kızarmış patates yemesine müsaade edilir.Tüm bir ayı o hazzı yaşamayı bekleyerek geçirir. Bir dilim kızarmış patates...
Hayat sadece anlardan ibarettir. Kitabı okuduktan sonra bir dilim patatesten zevk almayı öğrendim... Ve her şeyden şikayet etmemeyi...

~Ahmet Şerif İzgören- Şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır~ kitabından...
Elle dergisinin editörü Fransız yazar Jean Dominique Bauby , 8 Aralık 1995 yılında geçirdiği beyin kanaması sonucu ''Locked-in Sendromu'' adı verilen felç hastalığına yakalanır.
Bauby , bu hastalıktan dolayı sol gözü dışında ki bütün bedensel fonksiyonlarını kaybeder. Bir dil terapistinin hazırladığı özel bir alfabe yardımıyla sadece sol göz kapağını kırparak öz yaşam öyküsünü anlattığı ''Kelebek ve Dalgıç'' kitabını yazar.
Jean Dominique Bauby geçirdiği rahatsızlıktan 2 yıl sonra 9 Mart 1997'de vefat etmiştir.

Kitabın yazılma şekline saygım sonsuz ve bu yüzden de kitabı bitirdim. Bauby'nin azmi,hayata tutunma çabası,umudu takdire şayan ama ben maalesef kitapla bir bağ kuramadım ve okurken çok sıkıldım.
Bu kitapta hayatta her gün yaptığımız önemini hissetmediğimiz zamanların keyfini çıkarmanın,istediğin yemeği yiyebilmenin,istediğini okuyabilmenin, gülebilmenin, konuşabilmenin anlamlılığını, ne büyük lütuflar olduğunu anladım. okunmalı :(
Geçirdiği beyin kanamasi sonucu sadece tek gözünü kullanabilen bir insan... Genel olarak hastaneyi, etrafındaki insanlar hakkındaki izlenimlerini aktarmış. Zaman zaman geçmişe dönüp, hatıralarını yoklayıp, özlem duyduğu önceki yasamının lezzetini tekrar bulmaya çalışmış.
Kitabı olağanüstü yapan şey ise tüm bunları sadece tek gözünü kırparak alfabedeki harfleri işaret ederek, arkadaşlarının yardımıyla yazdırabilmeyi başarmış olması.

Kitabın son paragrafı yazarın en baştan beri söylemek istediği ama sıradan anılarla lafı uzatıp en sona bıraktığı, belki kendine bile itiraf etmeye en son cesaret edebildiğini hissettiren cümlelerden oluşuyor.

...Acaba bu evrende beni bu dalgıç hücresinden kurtaracak bir anahtar var mıdır? Ya da son durağı olmayan bir metro? Peki özgürlüğümü geri satın alabileceğim bir para? Sanırım başka bir yerde aramam gerekiyor bunları. O ZAMAN , BEN GİDİYORUM...
kitabin icerigi kadar inanmasi güc bi gayretle yazilmis olmasi da derinden etkiliyo insani. sag gözu dikilmek zorunda kaldigi icin sadece sol goz kapagini kullanarak ve inanilmaz bi gayretle -sol gozunu 200.000 bin defa kirparak- yazilmis bi kitap .150 sayfadan umuda gayrete dair cikarilmasi gereken cok ders var
Filmini izledikten sonra okumaya karar verdim. Insan izlerken bir insan bunları yaşamış mı diye sorguluyorum. Üstelik biz kendi sağlığımızın, kendi hayatımızın özgür halini yaşarken dahi hep eleştiriye tabi tutarken; insanın vücudunda hapis bir yaşamın ne demek olduğunu bir kez daha hatırlattırdı bu film bana. Film bu kadar etkilediyse kitap severler olarak neden okumayalım.. ?
Kitabın yazılış şeklinden midir bilmem çok ayrı bir bağ kurduğum kitaptır. Jean Dominique.. Tıpta "locked in sendromu" olarak geçen bir tür felç hali. Sadece tek bir göz kapağı hareket edebilmekte. Bilinç açık. Ne izlemek istediğini, kiminle görüşmek istediğini herşeyi anlatmak için sadece kırpabildiği bir göz kapağı var. Kimin aklına gelir ki Jean Dominique'in göz kırpmayı böyle basit işlerde kullanmayıp kitap yazacağı. Hayatı yazı yazarak geçmiş bir insanın hastane yatağında göz kapağını milyonlarca kez kırparak yazdığı bir öykü. Ben beğenerek okudum tavsiye ederim.
Aslında nefes almanın yürümenin konuşmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlatan çook hüzünlü, bir o kadar da etkileyici kitaptır kendisi. Hayatımda cok az kitabı okurken yutkunmusumdur veya nefes alamamisimdir. Bu kitap da onlardan biri
Hayatı gerçekten her engele rağmen yaşayanlara hayran oluruz değil mi? Hayran olmaz mıyız deyip ‘Olmaz’ kelimesinin cümleye kattığı olumsuzluk şuan bile kendini hissettirirken; bu kadar olumlu düşündüğüm bir kitaba böyle olumsuz bir cümleyle yorum yapmak yazarın yaptıklarına hakarettir. Körler dünyasının tek gözlü kralından bahsediyoruz, kim mi? Jean Dominique Bauby!
Locked-in sendromu. Ankiloz. Hadi buna hep beraber bakalım da biraz durumu kavrayalım. Sinirler tekrar işlemeye başladığında ayak parmaklarınızı oynatabilmeniz büyük mucize. Tabi bunun için birkaç yıl geçmesi gerekiyor. Bu da sisteminizin ne kadar yavaş çalıştığına ve buna rağmen dayandığınıza ve başarıya ulaştığınıza işarettir. Egzersiz için ağzınıza emzik verilmesini hiç detaylandırmıyorum bile! Ve evet saklamayacağım yazarın bu başarısına aşık olduğum için her bir kelimesine aşık olarak okudum. Onun başarıları, bizim hedeflerimizi geçiştirmememiz gerektiğinin en büyük işaretidir benim için.
Yazarın sayfa 97 de insanlara göstereceği tek bir fotoğrafı bile olmamasından yakınması bilmem dikkatinizi çekmiş midir? Ne acı değil mi? İnsanlara sizi hatırlatacak veya sizin kendinizi ve geçmişinizi hatırlayacağınız en büyük anınız ‘Kendiniz’ yoksunuz. Çok acı. Buradan gerekli mesajı aldığımızı düşünüyorum.
Ders alınacak bir kitap. Yazılanlardan değil yaşanılanlardan. Kendinize iyi bakın, esen kalın..
Başarılı bir kariyeri olan bir insanın geçirdiği beyin kanamasıyla locked-in sendromuna(fiziksel olarak felçli yalnızca hafif derecede başını sallayabiliyo ve yalnızca sol göz kapağını oynatabiliyo) yakalanmasının ardından hastane yatağında yazdı-rdı-ğı muhteşem eser.
Daha önce sevdiğim, vurulduğum bir sürü kitap oldu ama bu ise bir harfi bile bambaşka bir değeri olan bir kitap oldu.
Hayatta imkansızın olmadığını, umudu, yaşamayı, geçen her bir saniyeyi anlamlı kılan bir eser. Ruhun şaad olsun Bauby...



Sanırım uzun bir süre etkisinden çıkamayacağım bir eser.
Bu kitap benim için kütüphanemin mucize köşesi ,ben bu kitapla hiç bir şeyin imkansız olmadığını her daim hayata tutunmak gerektiğini anladım okuyun bu kitabı araştırın bir hikayesi var herkesi etkileyen...
"Uzaklaşıyorum... Yavaş, fakat emin bir şekilde. Tıpkı bir denizcinin demir aldığı kıyıdan uzaklaşması gibi geçmişimden uzaklaştığımı hissediyorum... Eski hayatım hâlâ içimde alev alev yansa da, yavaş yavaş anıların küllere dönüştüğünü biliyorum..."
İnsan karşısındakinin gerçek yüzünü görmek için felaketin keskin ışığına mı ihtiyaç duyuyor?
Kaderin fermanını tersine çevirmek için şimdi aklımda, kilit karakterin bir felçliden ziyade bir atlet olduğu büyük bir destan var.
Uyumuştu. Hoşlanmadığı bir durum olduğunda kendini ani ve koruyucu bir uykuya bırakma yeteneği vardı. Beş dakikalığına veya birkaç saatliğine hayattan izin alıyordu.
Acaba bu evrende beni bu dalgıç hücresinden kurtaracak bir anahtar var mıdır? Ya da son durağı olmayan bir metro? Peki, özgürlüğümü geri satın alabileceğim bir para?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kelebek ve Dalgıç
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
145
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055156169
Çeviri:
Nazlı Ceyhan Sümter
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nemesis Kitap
Sol Ayağım gibi bir klasik olmaya aday, gerçek bir yaşam öyküsü...

Kelebek ve Dalgıç, yaşanmış bir hikâyenin anlatısıdır.

Jean-Dominique Bauby, bir beyin kanaması geçirir; yolunda giden hayatı artık bir çıkmaza girmiştir. Onun için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Artık vücuduyla tek yapabildiği şey, gözkapaklarından birini oynatabilmektir. İnsanlarla iletişim kurmak için kullanabileceği tek yol budur.

Yine de, umut... Hep vardır umut.

İnanmaktan vazgeçmeyen insan birçok şeyi başarabilir. Jean-Dominique Bauby de bu kitabı, sadece göz kapağını oynatarak, alfabedeki yerlerini işaret ettiği harfler sayesinde yazdırmayı başarmıştır. O nedenle bu kitap kısadır ama açacağı kapının önünüze sereceği yol çok uzundur.

Günümüze ait bir efsane gibi… Yüzyılın en iyi kitaplarından biri.

-Jackie Wullschlager, Financial Times-

İnsan olmanın çekirdeğini, özünü anlatan bu kitabın söylediklerini dinlemeliyiz.

-Robert McCrum, Observer-

Bu kitabı okuyun ve hayatınıza yeniden âşık olun.

-Edmund White-

Sarsıcı bir çalışma. Aklın ve ruhun inanılmaz gücünü yazıyla harmanlayarak mutlaka okunması gereken bir hikâye sunuyor.

-A.L. Kennedy-

Günümüzün en dikkate değer yaşam öyküsü -hatta belki de tüm zamanların demeliyiz.

-Cynthia Ozick-

Kitabı okuyanlar 126 okur

  • Oğuzhan Bilçin
  • Hazal Turgut
  • Mustafa Ece
  • DÜŞÜNÜR ve YAZAR  (DÜŞÜNELİM)
  • AYCA ÖNCÜ
  • Sadık Kocak
  • The High Priestess
  • ecem koloğlu
  • Turuncu Bere
  • Bengü Bayram

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.9
14-17 Yaş
%3.9
18-24 Yaş
%19.6
25-34 Yaş
%39.2
35-44 Yaş
%25.5
45-54 Yaş
%3.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.7
Erkek
%26.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.6 (14)
9
%17.5 (10)
8
%24.6 (14)
7
%14 (8)
6
%10.5 (6)
5
%1.8 (1)
4
%1.8 (1)
3
%1.8 (1)
2
%1.8 (1)
1
%1.8 (1)