Birinci krizde, hem Haçlılar, hem Moğollar İslâm medeniyetine büyük darbe vurmalarına ve Müslümanlar bu dünyadaki her şeylerini kaybetmelerine rağmen bir şeyi kaybetmediler: İnançlarını, kendilerine olan güvenlerini yitirmediler.
İbn Haldun, Mukaddime'de "Akdeniz öylesine Müslüman hâline gelmişti ki, Hıristiyanlar, Akdeniz'de tahta parçası bile yüzdürebilecek durumda değiller." diye yazmıştı.
Tarihte Müslümanlar iki büyük medeniyet krizi yaşadılar. 13-14. yüzyıllarda zirveye çıkan Moğol ve Haçlı saldırılarıyla yaşanan, birinci büyük medeniyet krizidir. Yani 1258'de Bağdat'ın, 1226'da da Kurtuba'nın düşmesiyle birlikte İslâm medeniyetinin doğu ve batı cepheleri büyük bir sarsıntı geçirdi. Bağdat'ın düşmesi tabii çok büyük bir felaketti. Tarihten silinmesine bakarak Endülüs'e daha fazla odaklanıyoruz ama Bağdat'ın düşmesiyle, İslâm medeniyetinin büyük bir felaket, yok olma tehlikesi yaşamasına yol açtığını gözardı etmeyelim.
Çağı tanıyamazsanız çağın ağları, bağları, bağlamları ve kavramları zihninizi tam anlamıyla çağdaş hurafeler çöplüğüne çevirir; dil'inizi, yer'inizi ve yön'ünüzü kaybeder, çağın ağlarının içinde debelenir, oraya buraya sürüklenirseniz ve sonuçta, ortada size ait bir çağrı'nız kalmaz, çağrı'nızı da yitirirsiniz.
Medeniyet krizi bu işte: Müslümanca duyma, algılama, görme, bakma biçimlerimizin de, Müslümanca var olma ve yaşama zeminimizin de yerle bir olması! Zihnimizin, çağdaş hurafeler çöplüğüne dönüşmesi ve ölmesi, dünyamızın Batılı/seküler kavramlar ve kurumlar tarafından şekillendirilmesiyle yok olması.